Astrolojinin Bilimsel Temeli

17.02.2014 Bu sayfa 2481 kişi tarafından ziyaret edildi.

Astrolojinin Bilimsel Temeli

Dr. Percy Seymour (1997)
Gökbilimci/Astrofizikçi
Plymouth Üniversitesi, İngiltere.

 

Manyetizma Sihirbazı
(Dr. Percy Seymour ile bir röportaj)
Bronwyn Elko

Çeviren: Sibel Oltulu

Bu çevirinin tüm hakları Astrart Ltd. Şti'ne aittir. Tamamı veya herhangi bir kısmı izinsiz kullanılamaz.  

Röportajın orjinalini aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz.

http://tmgnow.com/repository/solar/percyseymour1.html

 

 

Bir Gökbilimcinin Astroloji üzerine Manyetik Teorisi: Gezegenlerin Hareketleri Güneş’in Aktiviteleri ve Jeomanyetizma Üzerindeki Etkileri

Bu röportaj “The Mountain Astrologer” dergisinin 1998 Ağustos/Eylül aylarındaki 80. sayısında yayımlanmıştır.
 


İnsanlık tarihinin başlangıcından beri yıldızlara bakan kişiler Dünya üzerindeki yaşamı gezegenlerin ne şekilde etkilediklerini anlamaya çalışmışlardır. 21. yüzyılda, astrolojinin ne şekilde çalıştığını açıklayan fiziksel mekanizma arayışı sonlarına yaklaşmaktadır. Birçok astrolog tarafından Astrolojinin Neo-Rönesans dönemi olduğu düşünülen zamanımızda Percy Seymour adındaki bir İngiliz gökbilimci, güneş sistemini gezegen alanlarının ve rezonanslarının girift bir ağı şeklinde tanımladığı bilimsel teorisinde astral etkileri araştırmıştır. Astrofizik ve kosmik manyetizma alanında saygın bir otorite olan Seymour, Güneş, Ay ve diğer gezegenlerin etkilerini manyetik sinyaller aracılığı ile bize ilettiğini ifade etmektedir. Evrenin her yerinde mevcut olan manyetizmanın, tüm Dünya üzerinde insanlar da dahil olmak üzere birçok sayıda canlının biyolojik döngülerini etkilediği bilinmektedir. Seymour’ın çok bağlantılı teorisi, gezegenlerin Güneş’teki gazların dalgalanmasını artırdığını, güneş lekelerine ve partikül emisyonuna neden olduğunu ve bunların daha sonra Dünyanın manyetosferine çarparak tıpkı bir zil gibi çaldıklarını öne sürer.  (Şekil 1)Bu gezegenlere ait manyetik sinyaller daha sonra anne karnındaki fetusun sinir ağları tarafından algılanarak bebeğin doğumunu haber verir.

Seymour’ın “manyetoastroloji” teorisine bir Fransız istatistikçisi ve bilim adamı olan Michel Gauquelin’in insanların biyolojik saatlerinin gezegenler ile bağlantılı olduğuna dayanan çalışmasında da yer verilmiştir. Anne-babanın ve çocuklarının doğum haritalarındaki vurucu gezegen benzerliklerini gösteren Gauquelin’in çalışmaları günümüzdeki astroloji çalışmalarına en büyük bilimsel kanıtı sunmaktadır. Gauquelin’in çalışmalarında Venüs, Mars, Jüpiter, Satürn ve Ay’ın etkileri üzerinde durulurken Seymour Merkür, Uranüs ve Neptün’ün güneş lekeleri ve şiddetli güneş aktivitelerinin oluşmasında rolleri olduğunu öne sürmektedir.

Tıpkı Gauquelin gibi, Seymour’ın 1989 Nisan’ında yayınlanan “ Astroloji: Bilimin Kanıtı” adlı kitabı da bilim çevrelerince büyük ölçüde protesto edilmiştir. Aynı yıl yapılan bir röportajında Seymour, “İnsanların teorime karşı çıkacaklarını bekliyordum elbette. Fakat bu bu kadar şiddetli ve mantıksız tepkiler de beklemiyordum.” demişti.

Seymour, astroloji-bilim tartışmasına zengin bir deneyim ve belgelerle yaklaşmaktadır. Orion kemerini ve diğer kuzey takımyıldızlarını ayırtetmeyi büyükbabasından  öğrenmiştir. Güney Afrika’da yabancılara ayrılan bir bölgede farklı ırklardan anne-babanın çocuğu olan Seymour, bölgedeki beyaz olmayanlar için kullanılan ırkçı söylemlere maruz kalmıştır. Astronomi ve astrofizik alanında doktora derecesine sahip olan Seymour’ın çalışmaları galaksimizi etkileyen manyetik alanlar üzerine uzmanlaşmış ve “Kozmik Çekim” adlı kitabıyla akademi dünyasında adını duyurmuştur. William Day yıldız evinin yöneticisi ve Plymouth Üniversitesi astronomi okutmanı olan Seymour, bir taraftan yetenekli öğrencilere ders vermekte diğer taraftan da astronomi araştırmalarını sürdürmektedir. “Kozmik Çekim”in yanısıra yayımlanmış beş kitabı daha bulunmaktadır.

Fizik Enstitüsü kurucu üyesi ve Kraliyet Astronomi Derneği’nin yönetim kurulu üyesi olan Seymour, navigasyon aletlerine ve bilim tarihine olan merakı sayesinde Plymouth Üniversitesi’nde “Astronomide Navigasyon” konulu bir konferansın öncülüğünü yapmıştır. Eşzamanlı olarak  İngiltere Astroloji Derneği tarafından organize edilen “21.Yüzyılda Astroloji” konulu seminerini de vermiştir. 11 Ağustos 1999’daki en fazla tartışılan tutulmanın eşiğinde yapılan bu iki konferansa yüzlerce astrolog ve gökbilimci katılmıştır. Kardeş bilimlerden katılımcılar da Plymouth’da tutulmayı gözlemleme şansı bulmuşlardır.

Seymour, eşi Diana ve 16 yaşındaki oğlu Bruce ile birlikte İngiltere’nin güneybatısında yaşamaktadır. Burcu Oğlak’tır ve Ayakucunda Boğa burcunda Uranüs yer almaktadır. Kendisi ile ilk diyaloğumuz tam Güneş-Jüpiter kavuşumunda yaşanmıştır.
 

TMA: Astroloji ile ilk nasıl ilgilenmeye başladınız?

    Percy Seymour: 1984 yazında Plymouth’a astroloji ile ilgili bir film çekmek üzere BBC’den bir film eğitim ekibi geldi. Ekip sokaklarda insanlarla konuşarak konu hakkındaki görüşlerini sordu. Plymouth’ta astronomi konusundaki ünüm nedeniyle benim de görüşümü sordular. Elbette eğitimli bir gökbilimci ve fizikçi olarak ben de normal itirazlarda bulundum. Astrolojiye yönelik birtakım kanıtlar bulunduğunu bildiğimi fakat gezegenlerin insan yaşamını ne şekilde etkilediğini açıklayabilecek bir mekanizmayı hayal bile edemeyeceğimi söyledim. İlk kez diğer gökbilimciler bana arka çıkmadı. Aniden bu görüşler bana pek de sağlıklı görünmedi. Bu konudaki gelişmelerin gözardı edildiğini farkettim. Bunlar tamamen dogmatik görüşlerdi. Bu da beni düşünmeye itti.

Daha sonra BBC ekibinden biri bana “Astroloji: Bilim mi, Batıl İnanç mı?” isimli kitabı okuyup okumadığımı sordu. Kitabın yazarları Eysenck ve Nias güneşteki bozulmaların ve partikül emisyonunun biyolojik ve uzaydan gelen etkiler ile bağlantılı olduğundan söz etmekteydi. BBC ekibi aynı zamanda Nelson adındaki bir radyo mühendisinin güneş merkezli gezegen dizilimlerinin radyo dalgalarını olumsuz etkilediğini farkettiğinden de söz etti. Bu gelişmeler konusunda hiçbir bilgim yoktu. Film ekibi Plymouth’tan ayrıldıktan sonra kendimi astrolojiye yapılan bilimsel itirazlarla ilgilenir bir şekilde buldum ve farkettim ki öne sürülen argümanlar tek bağlantılı ve aksini iddia etmenin güç olduğu basit modellere dayanıyordu. Örneğin bir gezegenin fetusu doğrudan nasıl etkileyebileceği konusunda yerçekimi örnek gösteriliyordu ve gezegenlerin zayıf çekimleri nedeniyle bunun mümkün olamayacağı üzerine gidiliyordu. Bu tarz bir yaklaşım da çok bağlantılı teorileri tamamen göz ardı ediyordu.

TMA: Çok bağlantılı teori, birçok farklı bilimsel disiplinle bağlantılı olmayı ifade ediyor, değil mi?

    Percy Seymour: Bu doğru. Astrolojiyi çürütmek adına bu basit yöntemleri kullananlar aslında bilim felsefesinin prensiplerini ihlal etmektedir. Bilim felsefesi açıdan bakıldığında astroloji teorilerinin tamamının işe yaramaz olduğunu söylemek doğru değildir. Bu bilimsel yöntemleri göz ardı etmektir. Astrolojiyi inkar eden argümanları incelediğimde bunların tamamen bilimsellikten uzak, akademik dil kullanımı ile yapılan bir tür bağnazlık olduğunu gördüm.

TMA: Gauquelin’in araştırmasından etkilendiğinizi biliyorum. Elde ettiği sonuçlara yapılan itirazları takip etme şansınız oldu mu?

    Percy Seymour: “Scientific Exploration” dergisinde, Gauquelin'in Mars’ın etkileri teorisine bu kez de Belçika PARA Komitesi’nce yine bir saldırı yapıldı. Komitenin üyelerinden biri, Mars etkisinin doğum anındaki gezegen konumları ile belli meslekler arasında ilginç bir korelasyon gösterdiğini ancak sosyodemografik faktörlerin göz önünde bulundurmadığı için Gauquelin’in kontrollerinin yeterli olmadığını ileri sürdü. Diğer taraftan belki de Suitbert Ertel ve Ken Irving’in “Kuvvetli Mars Etkisi” adlı kitapları nedeniyle, önceki itirazlarını yeniden değerlendirenler de oldu.

TMA: Siz ne düşünüyorsunuz?

    Percy Seymour: Mars etkisi ile ilgili argümanı zaten biliyordum. Buradaki temel zorluk neyin meslekleri ifade ettiği konusunda objektif kriterler belirlemekte. Gauquelin’in gezegenlerin kalıtımsal bağlantıları konusundaki çalışması daha çok ilgimi çekti çünkü burada doğum zamanı, yeri ve hem anne-babanın hem de çocuğun gezegen konumları dikkate alınıyordu. Bu çalışmalarda, anne-babanın doğum haritasında belli bir gezegen Gauquelin’in gezegenlerin etki alanı (Şekil 2)içinde yer alıyorsa bu durumda çocuk da benzer gezegen yerleşimleri ile doğar. Böylelikle Gauquelin’in çalışmasına yeni itirazlar azalır bence, çünkü bu durumda gezegenlerin kalıtımsal etkisi göz ardı edilmektedir.


Bu da bizi Gauquelin’in çalışmasının, onu eleştirenler tarafından çoğunlukla göz ardı edilen, benimse astrolojiye olan ilgimi biraz daha artıran bir başka yönünü daha göstemektedir. İki büyük iki de küçük tepeden oluşan ve Venüs, Mars, Jüpiter, Satürn ve ay için beliren bu dört dişli çatal ayın günlük manyetik değişiminin şekline çok benzemektedir. Dünya’nın manyetosferi (Şekil 4) dört geniş frekans içerir ve bunlardan biri de jeofizikçilerin de iyi bildiği gibi Ay ile ilintilidir. Bu günlük manyetik değişim Ay’ın Dünya manyetosferinde sıkışmış plazma tabakalarında çekimi ile oluşur. Bu plazma Ay’ın çekim gücünün etkisiyle çekildiğinde yer seviyesindeki atmosfer basıncında değişim meydana gelir ve biz de bunu ölçebiliriz. Gauquelin’in Venüs, Mars, Jüpiter, Satürn ve Ay için öne sürdüğü bu dört dişli çatal modeli ve ayın günlük manyetik değişimlerinin aylık ortalaması modeli arasındaki benzerlik beni tıpkı Güneş ve Ay’ın olduğu gibi gezegenlerin de çekim dalgalarının Dünya manyetosferini bozduğu sonucuna ulaştırdı. Böylelikle her gezegenin farklı bir günlük manyetik değişimi olmasını sorgulamaya başladım.Gauquelin’in çalışmaları aynı zamanda jeomanyetik endeksin yüksek olduğu günlerde Venüs, Mars, Jüpiter, Satürn ve belli bir ölçüye kadar da Ay’ın kalıtımsal etkilerinin arttığını göstermektedir. (Şekil 3) Bu bana önemli görünüyor çünkü güneş aktivitelerinin arttığı dönemlerde jeomanyetizmin de arttığı bilinir. Aynı zamanda güneş lekesi döngüsü adı verilen onbir yıllık güneş döngülerinde güneş aktivitelerini düzeyi ve yoğunluğu bir artıp bir azalır. Teorime göre belli gezegen dizilimleri güneşteki aktiviteleri etkilemektedir. Böylelikle güneş döngüsü içinde güneş lekelerinin oluşması, sonuçta Dünya’nın manyetosferini etkileyen Güneş’in manyetik alanındaki etkileşimlerin nedenini açıklayabilir. ( Güneş lekesi, Güneş’in fotosferinde ya da görünen yüzey tabakalarında güçlü manyetik alanlar nedeniyle oluşan koyu bölgelerdir.)

 

TMA: Teoriniz gezegenlerin Dünya’nın ve Güneş’in manyetik alanlarını bozmada payları olduğunu öne sürüyor. Öncelikle, gezegenlerin güneşteki aktiviteleri nasıl etkilediğini anlatır mısınız?

    Percy Seymour: Teorime göre, Güneş alanı geometrisindeki gezegenlerin dalga etkisi bu alanı bozarak Güneş’te şiddetli aktiviteler olmasına yol açar. Burada söz konusu gezegenlerin dalga etkilerinin zayıf olması önemli değildir; manyeto dalga rezonansı sayesinde bu etkiler artabilir. Bunu mümkün olduğunca basit bir şekilde anlatmaya çalışacağım.

Girdap akımları  bu kanalllarda bükülüp örgüler oluşturarak manyetik güç şeritleri meydana getirir. Bu şeritler alanın oluşumu için spiralleri oluştururlar. Geleneksel teoriye göre bu güç hatları genelde ekvatorun paralelinde daireler içinde yer alır. Bu gölgelerdeki güç hattı demetlerinin tamamı aynı yönü işaret eder ve birbirlerini püskürtürler, böylece yoğunluğun daha düşük olacağı uzayan “baloncuklar” oluştururlar. Ne yazık ki bu basit teoriye göre bir döngü sadece birkaç ay sürer. Bizim görüşümüze göre örgü oluşumu sayesinde canlılık etkilerinin azalacaktır. Kanalların neden yüzeye yaklaştıklarını açıklayabilmek için dalga rezonansı başvurduk.

Güneş’in manyetik kanalları ile ilgili önemli nokta, gezegenlerin zayıf dalga güçlerini büyük ölçüde artırabilme kapasiteleridir. Bu kanalllar gezegenlerin dalga etkilerini artırabilir çünkü ekvatora paralel olarak Güneş’te bulunan çok sıcak gazlara bir kanal görevi görebilirler. Eğer parmağınızla bu kanallardan birini çekebilseydiniz bir keman yayı gibi titreşim yaptığını görebilirdiniz. Yani manyetik güç hatları tıpkı bir müzik aletinin telleri gibi davranır. Bu güç hatları üzerinde yer alan gazlar üzerinde gezegenlerin zayıf dalga etkilerinin güneş döngüsündeki rezonansı nasıl artıracağını da göstermiş olduk.

Temelde yaptığımız şey, George Biddell Airy’nin okyanus dalgaları ile ilgili kanal teorisini Güneş yüzeyi altındaki manyetik kanallara uygulamak oldu.Airy, eğer Dünya’nın ekvatoru çevresinde özel bir su kanalı oluşturursanız bu kanaldan geçmekte olan bir dalganın büyüyebileceğini birçok matematiksel teori ile açıklamıştır. Bu büyümeye rezonans denir ve normalden daha büyük okyanus dalgaları elde edilebileceğini ifade eder. Güneş’teki dalga rezonansı da bu şekildedir. Örneğin Jüpiter’in gezegenaltı noktasını ele alalım ve Güneş yüzeyi etrafındaki turunu işaretleyelim. Güneş kendi ekseninde dönerken Jüpiter’in gezegenaltı noktası Güneş yüzeyi etrafında belirli bir hızla hareket eder.

Örgü haline gelmiş güç hatları Güneş’in manyetik kanalları etrafındaki seyahatlerinde kendi frekanslarını yansıtırlar. Bu manyetik kanallar etrafındaki seyahat sırasındaki dalga hızına Alfven hızı denir ve bu hız döngü boyunca değişiklik gösterir. Serbest dalganın kanal boyunca hareketinde Alfven hızı giderek daha da artar. Jüpiter’in gezegenaltı noktasının hızı ile serbest dalganun Güneş kanallarında yaydığı hız eşitlendiğinde rezonans oluşur. Başka bir deyişle, serbest dalga Güneş’in etrafında dönmekte olan sözkonusu gezegenaltı noktaya ayak uydurarak büyür. Bu fenomene manyeto dalga rezonansı diyorum. Bir gezegenin çekim gücü, manyetik kanalllar etrafındaki belirli bir dalganın tepesindeyse bu dalganın büyüyerek Güneş yüzeyinde bir köprü ya da tümsek oluşturmasına neden olur.  Köprünün ayakları veya tümseklerine güneş lekeleri denir. Görünen yüzeyin üstüne doğru kavis yapan güneş lekesi tümsekleri halen aktif güneş lekelerine tutunmaktadır. (Şekil 6 ve 7) Güneş fırtınaları adı verilen enerjik partikül akımı ile gezegenlerarası uzaya yayılarak Dünya manyetosferine doğru eserler ve ve manyetosferde dalgalanmaya neden olurlar.

Percy Seymour: Jane Blizard'ın NASA için yaptığı araştırmanın sonucuna göre gezegenler arası kavuşum, karşıt ve bazı 90°’lik dizilimler Güneş’te şiddetli bozulmalara yol açmaktadır. Her gezegenin Güneş etrafındaki yörüngesel hızları farklı olduğu için, her gezegen altı noktanın Güneş yüzeyine doğru hareketinin hızı da farklıdır. Örneğin; Alfven serbest dalgasının farklı derinliklerdeki manyetik kanallardaki hızı Jüpiter’in ve Güneş’in hızları arasındadır. Böylelikle Güneş üzerinde güçlü etkileri olan Jüpiter-Satürn karesine ulaşırız. Dolayısıylat eorimiz Blizard’ın çalışmasını da açıklayabilmektedir.TMA: Hangi gezegen dizilimleri Güneş’in manyetik alanını bozar?

Teori aynı zamanda Güneş alanının kabaca onbir yılda bir kez gerçekleşen düzenli manyetik değişimlerinin Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün’ün çekim etkileri nedeniyle oluştuğunu da ileri sürmektedir. Güneş, on yıldan uzun periyodlarla Güneş Sistemi kütlesinin ortak merkezine ilerler ve bunun da ana nedeni Jüpiter ve Satürn’ün çekimidir.  Güneş sistemi kütlesinin ortak merkezini haşin bir şekilde çeken Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün, Güneş’in manyetik alanının değişmesine ya da bir yönden diğerine dönmesine neden olan küçük girdap akımlarına neden olurlar. (Şekil 8) Bu dört gezegen Güneş’in manyetik alanının yön değiştirmesine neden olduğu ve Güneş ekvatorunun kutuplarından daha hızlı döndüğü için bu güç hatları kanallara dönüşür. Sonra bütün gezegenler sırasıyla Güneş’in manyetik kanallarını bozmada rol oynayabilir. 

          

 

    Böylelikle, gezegenlerin dalga rezonanslarını genişleterek Güneş’in manyetik alanını ne şekilde değiştirdiğini açıklığa kavuşturmuş oluyoruz. Ayrıca manyeto danga rezonansını Dünya’nın manyetosferine uygulayarak teoriyi daha da genelledik. Bazı gezegenlerin Dünya’nın manyetik alanını doğrudan etkilediğini söylüyoruz.

TMA: Bazı gezegenler doğrudan Dünya’nın manyetosferini etkiliyorlar ve bu güneş fırtınaları yolu ile değil, öyle mi?

    Percy Seymour: Evet, bence öyle. Dünyanın manyetik alanı birkaç dakikadan yıllar sürenlere kadar sınırsız sayıda frekans bandı gösterir. Bu frekanslardan birinin Ay ile- Ay’ın günlük manyetik değişimi ile ilintili olduğunu biliyoruz. Tüm bu frekansların bir tutarlılığı yoktur. Başlangıç ve bitişleri tesadüfidir. Diyelim ki Mars’ın sinodik peryoduna (gökyüzünde aynı noktaya gelme süresi) çok yakın bir spektral hattınız ya da Dünya’nın manyetik alanında frekansınız var. Grafik üzerinde yerleştirildiğinde, Mars’ın sinodik peryodu ile çakışan bir tepe görürsünüz. Mars’ın gezegenaltı noktası Güneş yüzeyinin karşısına geçerken oluşan rezonansın hızı serbest dalga hızına eşittir. Mars’ın frekansı Dünya’nın manyetik alanı içinde bulunan bir frekansa eşit olduğunda da rezonans oluşabilir. Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn gezegenlerinin dalga frekansları ile Dünya manyetosferindeki frekanslar bu gezegenlere ayak uydururlar. Yani Mars ile ilintili bir manyetik frekans, Jüpiter ile ilintili birnaşka manyetik frekans vardır.

TMA: Teoriniz Dünya manyetosferindeki değişimlerin biyolojik sonuçlarından da yararlanıyor. Bu araştırma teorinizin oluşmasını ne denli etkiledi?

    Percy Seymour: Gauquelin’in elde ettiği sonuçları açıklayabilecek bir mekanizma bulma sürecinde manyetobiyoloji ile ilgilenmeye başladım. Bu bilim, gezegen dizilimleri ile Güneş’teki manyetik olayları ve Dünya’nın manyetik alanındaki değişimlerinin biyolojik sonuçlarını inceler. Bu da bana sadece Güneş’in çekim gücü ile açıklanamayacak, Dünya’nın manyetosferinde gezegenlerin dalga etkilerinin etkili olduğuna dayalı manyeto dalga rezonansı dediğim bir mekanizmanın var olduğu fikrini verdi.

Manyetobiyoloji araştırması, Dünya’nın manyetik alanındaki değişimlere bitçok organizmanın tepki verdiğini göstermektedir. Örneğin, bu konuda birçok çalışması olan Northwestern Üniversitesi’nden Profesör Franck Brown, salyangoz ve kaplumbağaların denizden denizden laboratuvar ortamına getirildiklerinde bile nasıl Ay’ın günlük manyetik değişimlerine göre hareket ettiklerini göstermiştir. Manchester Üniversite’sinden Dr. Robin Baker da yaptığı deneylerde insanların da Dünya’nın manyetik alanındaki değişimlere hassas olduklarını öne sürmüştür. Baker önce bir grup insanı karanlık bir odaya kapatarak Kuzey’e yönünü belirlemelerini istemiştir. İnsanlar bunu çoğunlukla başarmıştır. Fakat Baker daha sonra bu kişilere manyetik başlık taktığında Kuzey yönünü bulma yeteneklerini kaybetmişlerdir. Bu da içsel bir pusulanın ya da biyolojik bir saatin varlığını güçlü bir şekilde ortaya koymaktadır.

Bence fetusun sinir ağları, Dünya’nın manyetik alanında dalgalanmaları ayarlayan bir anten görevi görür. Bu sinirsel anten genetik mirasa dayanır ve bize temel kalıtımsal kişiliğimizi verir. Böylelikle fetus, tıpkı belli bir istasyona ayarlanmış bir radyo gibi genetik olarak belli gezegen sinyallerini duymaya eğilimlidir.yani insanları gezegenler meydana getirmez. Gezegenler kişinin belli manyetik sinyallere tepki vermesi için genetik eğilimleri belirler.

Örneğin Ay’ı örnek alalım.Ay’ın günlük manyetik değişiminde iki tepe ve iki çukur vardır ve bu da gauquekin’in ay kişiliğinde doğan çocuklara yönelik modeline uyar. Fetus, Ay’ın günlük manyetik değişimim maksimumda ve minimumda olduğunda tepki göstermekte fakat bu iki uç arasında tepki vermemektedir. Fetusun sinir ağı, Ay’ın nerede olduğuyla ile bağlantılı olarak Dünya’daki düşük frekanslı dalgalanmalara kendini kurar ve diğerlerini göz ardı eder.

Kainattaki günlük manyetik değişime baktığımızda, bu manyetik değişimin maksimum noktaya ulaşmasının Ay’ın yükselmekte olduğu zamanlara her zaman denk gelmemektedir.

Dünya yüzeyindeki enlem ve boylamların etkisiyle zaman farkı olabilir ve bu da bu belirli noktadaki alanın geometrisiyle ilgili bir fikir verir. Bu, manyetik materyallerin jeolojik tortu bırakmasına neden olur. Bir rasathaneden bakıldığında Ay yükselmekteyse günlük mantetik değişimi zirve yapar fakat farklı geoometrideki birbaşka rasathaneden bakıldığında 40 dakika kadar gecikme ile zirve yapabilir.Ay’ın konumuna göre bir gecikme söz konusu olur. Dolayısıyla fetus bizatihi Ay’ın gökyüzündeki konumuna gerçekten tepki vermez fakat fiziksel dünyayı asıl etkileyen  şey Ay’ın günlük manyetik değişimleridir.

Zaman farkının söz konusu yerin lokal geometrisindeki değişimlerin bir sonucu olduğu gerçeği Gauquelin’in gezegensel kalıtımın etkileri üzerindeki üçüncü çalışmasının ilk iki çalışmada elde ettiği bulguları neden desteklemediğini açıklayabilir.  Gauquelin, gezegensel kalıtım bağlantısını iki farklı durumda başarıyla yineledikten sonra üçüncü çalışmasında benzer sonuçlar elde edemediğini gördüğünde büyük şaşkınlık yaşamıştır. Bu anomali, Dünya alanındaki uzun vadeli değişiklikler nedeniyle verilen bir zaman aralığında lokal manyetik alanda değişim olması gerçeği ile açıklanabilir. (Şekil 9) Bu durumda bence bir teori belki de astrolojik tahminlerin gelişmesine yardımcı olabilir.yapmamız gereken şey, ay etkileri taşıyan çocukların doğum yerleri ve doğum saatlerindeki ayın günlük manyetik değişimini gözlemlemek ve karşılaştırmak olacaktır. Eğer hafızam beni yanıltmıyorsa bu çocuklar günlük manyetik değişimin zirve yaptığı günlerde doğarlar.

 

TMA: Belli peryodlarda güneş döngüsüne bu gezegen dizilimi çiftlerinin hakim olduğunu ileri sürüyorsunuz. Bu, bazı kavuşum ya da karşıtlıkların diğerlerinden daha fazla yoğunluğa sahip oldukları anlamına mı geliyor?

    Percy Seymour: Böyle olabilir. Belli gezegenlerin düzenli olması gereken manyetik dalgalanmaları üzerinde insan sinir ağının bu sinyallere tepki verebilmesi için bir eşiğe sahip olması gerekir. Bu nedenle belli gezegen dizilimleri bu seviyenin üzerinde bazı gezegenlerde jeomanyetik dalgalara neden olur.

Şu an görüldüğü kadarıyla, Merkür ve Venüs Güneş’teki yüksek aktiviteleri başlatmakta başrole sahip olan gezegenlerdir. Bu gezegenleri Venüs ve Dünta, sonra da Dünya ve Mars takip eder ve bu dış gezegenlere doğru bu şekilde devam eder. Boyutları ve göreceli olarak Güneş’ten uzaktıkları nedeniyle Jüpiter ve Satürn diğer gezegenlerden daha büyük dalgalar oluşmasına neden olurlar. Jüpiter ve Satürn güneş döngüsünde daha geç fakat büyük bir role sahiptir, iç gezegenler ise daha erken etkili olmalarına rağmen etkileri kısa sürelidir. Bunun nedeni de kanalların ve örgülenmenin oluşumunun gelişmiş bir manyetik alan oluşumuna katkısıdır. Alfven hızı, bu alanın gücüne bağlıdır ve güç arttıkça bu hız da artar. İç gezegenlerin rezonansı hemen ölürken dış gezegenlerin rezonansı daha uzun sürer çünkü dış gezegenler Güneş’in ekvatorundaki dönüşleri sırasında sadece küçük açılar oluştururlar. Teorime göre güneş döngüsündeki baskın gezegenler Jüpiter ve Satürn’dür. Öğrencilerimden biri şu an bu gezegen sıralamasını haritalamaya çalışıyor fakat bunun içim daha titiz hesaplamalar yapılması gerekiyor.

Bu teori üzerinde 1992’den bu yana çalışıyoruz ancak Gauquelin’in elde ettiği sonuçların tamamını henüz açıklayabilmiş değiliz. Yüksek güneş lekesi aktivitelerinin Dünya’nın manyetosferini genişlettiğini biliyoruz. Gauquelin de şiddetli güneş aktiviteleri olduğu zamanlarda gezegensel kalıtımın daha fazla görüldüğünü tespit etmiştir.

TMA: Kitaplarınızda Güneş’ten görüldüğü şekliyle gezegen dizilimlerinin etkisini kanıtlayan güçlü kanıtlar olduğundan, dünya merkezli açıları destekleyen ise çok az kanıt olduğundan söz ediyorsunuz. Bu, teoriniz açısından ne anlama geliyor?

    Percy Seymour: Diyelim ki haritanızda Güneş-Jüpiter kavuşumunun karşısında Satürn var ve bu gezegenler düz bir hat üzerindeler. Görüntünün dünya merkezli ya da güneş merkezli olması önemli değildir fakat eğer bir kare açı varsa bu durumda hangi gezegenlerin söz konusu olduğu önemlidir. Jüpiter ve Satürn’ün güneş merkezli kare açıları Dünya’dan bakıldığında 90°yerine yaklaşık 98° olarak görülür. Jüpiter, satürn, Uranüs ve neptün’ün içinde yer aldığı sıkışık kare açılar genelde oldukça etkilidir. Fakat bu teori iç gezegenler ile dış gezegenlerin dünya merkezli kare açılarını göz ardı eder çünkü güneş merkezinden açı daha geniş görünür. Yarımkare gibi daha küçük açılar da etkili görünmez.

TMA: Pluto bu kalıpta nerede yer alıyor?

    Percy Seymour: Pluto’yu burada belirtmedik çünkü yörüngesi fazla elips ve bu gezegenin ağırlığı çok az. Yine de bu döngüde bir rolü olması ihtimalini de tamamen göz ardı etmiyoruz.

TMA: Astrolojinin nasıl işlediği konusunda fikirlerinizi ortaya atmanızdan bu yana yıllar geçti. Bu süre içinde teorinizi destekleyen ya da değişmesine neden olan harhangi bir gelişme ya da keşif oldu mu?

    Percy Seymour: Hesapladığımız alan gücünün, manyetik alanın Güneş ışığını nasıl etkilediğini gösteren Zeeman etkisi gibi diğer yöntemlerle hesaplanmasından farklı olmadığını gördük. Bu teori sayesinde elimizde, mekanizmanın çalışabilmesi için güneş lekelerinde Güneş’in manyetik alanı gücünün ne kadar olması gerektiği ile ilgili bize bağımsız bir yöntem sunmaktadır. Aynı zamanda, güneş döngüsü maksimum noktasına doğru ilerlerken güneş lekelerinin neden yüksek enlemlerden alçak enlemlere göç ettiğini de doğal olarak açıklar. (Şekil 10)  Teorimize göre, güneş lekeleri, güneş döngüsü ile uyumlu şekilde yaklaşık onbir yıllık dönemlerle Güneş’in ekvatoruna doğru ilerlerler. Bunu birçok detaylı hesaplamadan sonra ancak 1993 yılında farkedebildik. Bir başka deyişle, teori güneş lekesi göçünü teorinin kendi içinde doğruluğunu kanıtlayacak bir şekilde açıklar. Teorinin illaki doğru olduunu ileri sürmüyoruz fakat en azından güneş döngüsünün birkaç ay sürdüğünü söyleyen diğer teoriler gibi belli sorunlarımız olmadığını biliyoruz.

 

TMA: Bir sonraki güneş lekesinin oluşma zamanını tahmin edebilme olasılığından bahsetmiştiniz bir kez. Bu konuda herhangi bir gelişme kaydettiniz mi?

    Percy Seymour: Bunun üzerinde hala çalışıyoruz. Şimdiye kadarki hesaplamalarımızın gösterdiğine göre bir sonraki güneş lekesi Mayıs 2000’de Jüpiter ve Satürn’ün güçlü sıralanışı sırasında oluşacak. Bu gezegenler teorinin iki farklı tarafında rolleri var. Yani, Jüpiter ve Satürn Güneş’teki kanalları etkiler ve Güneş2in Güneş Sistemi kümesinin ortak merkezinde nasıl hareket edeceğinde rol oynarlar. Böylelikle, şimdiye dek bildiklerimiz ışığında bir sonraki solar maksimumun (güneş lekelerinin oluştuğu ve Güneş’teki aktivitelerin en fazla olduğu dönem) 2000 yılının Mayıs ayında meydana geleceğini söyleyebiliriz.

TMA: 11 Ağustos 1999’daki tutulma sırasında Plymouth Üniversitesinde bir konferans düzenlediniz. "Astronomide Navigasyon” konferansı, İngiltere Astroloji Derneği tarafından düzenlenen “21.yüzyılda Astroloji” konferansı ile paralel bir şekilde ayarlandı. Bu iki konferanstan astrologlar ve gökbilimciler adına neler bekliyorsunuz?

    Percy Seymour: İngiltere Astroloji Derneği benim önerim üzerine benimkiyle aynı zamanda bu konferansı düzenliyor. Benim organize ettiğim konferans bilim tarihinde mavigasyonun etkisi üzerine. Denizcilik ile ilgili aletler bir diğer ilgim olmuştur, dolayısıyla bu benim için ilgilendiğim şeyleri tek bir şemsiye altında toplama fırsatı olacak. Fakat aynı zamanda, bu konferansın bilimadamlarına navigasyon ve astroloji olmadan astronominin de olmayacağını anlatmasını da ümit ediyorum. Örneğin Greenwich Rasathanesi sadece bilim adına değil aynı zamanda boylam sorununu da çözmek için kurulmuştur. Daha sonra Greenwich Rasathanesi navigasyonu etkileyen tüm etkenlerle ilgilenmeye başlayarak çalışma kapsamını genişletti. Pusula iğnesinin güneş lekesi döngüsünebağlı bir sapma gösterdiği tespit edildiğinde özellikle güneşin gözlemlendiği birbaşka rasathane daha kuruldu. Bazı gökbilimciler astrolojiyi bir batıl inanç olarak görme kibirliliğini gösterieler fakat bu hatalı bir yaklaşımdır. İsa’nın doğumundan 200 yıl önce ortaya çıkan Yunan ve Babil astrolojisi, çağrışımlı bellek sürecinin bir sonucu olarak önceki yıldız biliminden oldukça farklıydı. Yunan-Babil astrolojisi ile yaşamı ve evreni açıklayabilecek bir teori geliştirmek için ilk sistematik çaba sergilenerek fizikçilerin günümüzde bile formüle etmeye çalıştıkları Herşeyin Teorisi’ni ortaya atıldı. Ünlü bilim tarihçisi Otto Neugebauer eski dünyanın astroloji ilmini göz ardı etmenin yanlış olduğunu ifade etmiştir çünkü  bu tüm fenomenlerin açıklanabilmesi için bir teori arayışından doğmuş bir metodolojidir.Umuyorum ki bu konferansa katılanlar astroloji ve astronomiden birarada keyif alırlar.

TMA: Tutulma ile ilgili başka bir yorumunuz var mı?

    Percy Seymour: Teorime göre, tutulmanın kavuşumdan bir farkı yok çünkü Ay’ın bir manyetik alanı yok. Dolayısıyla bunun astrolojik olarak dramatik olacağını sanmıyorum. Güneş döngüsü yaklaşıyor. Manyetosferdeki gezegen etkisini doğrudan artıracak birtakım güneş patlamaları olacağını sanıyorum ancak bunlar o kadar dramatik olmayacak. Güneşteki aktiviteler açısından 2000 Mayıs’ı önemli bir zaman olarak görünüyor.

TMA: Güneş’e ve karaya özgü olaylar tıpkı yaşayan sistemlerdekilere benziyor. Güneş yüzeyinin altından partiküller dışarı atılır ve tıpkı bir rahim gibi Dünya’nın manyetosferindeki plazma enerji kazanır. Bu canlıların yaşamına da benziyor.

    Percy Seymour: Evet. Güneş’in güneş lekelerini doğurması tıpkı rahimden bir bebeğin çıkışına benzer. Güneş’in manyetik alanındaki değişimler güneş lekelerinin gebelik dönemine benzetilebilir. Güneş’in güneş sistemi kütlesinin ortak merkezindeki hareketi nedeniyle girdap akımlarının dönmesi bu alanın toplam zaman uzunluğunu belirler. (Şekil 8) Bu süreç ve Güneş’in rotasyonundaki değişim, solar manyetik alanı gezegenlerin rezonant çekimlerine tepki vermesine hazırlayan bir astrofiziksel süreçtir. Bu şekilde bakıldığında, güneşlekesi çifti ve bir tümsek oluşması bir şekilde doğum sürecine benzemektedir. Rahim içinde de benzer bir biyolojik süreç devam etmektedir ve sinir sisteminin gezegenlerin manyeto dalgalarına- ki bu rahimde çıkmaya neden olur-  tepki vermesine hazırlık yapılır.

Modern fizikçilerin atomaltı ve gerçeğin en derin düzeyine karşı besledikleri görüşler eski mistiklerin görüşlerinden farklı değildir. Fritjof Capra’nın “Fiziğin taosu” adlı kitabında ileri sürdüğü kavramlar doğrudur. Kendi teorime de benzer bir ışık altında bakıyorum. Uzun zamandır var olan görüşleri rakamlara dayandırmaya ve bilimsel terimlerde açıklamaya çalışıyoruz.

Dünya’nın manyetosferi büyümekte olan fetusu başka şekillerde de etkileyebilir diye düşünüyorum. Dokuz aylık gebelik dönemi boyunca fetusun sinir ağı Dünya’nın manyetik dalgalanmaları ile senkronize olabilir ve biyolojik saatini buna göre ayarlayabilir. Böylelikle kendi rezonanslarımız aslında Dünya’nın manyetik alanıyla birlikte gelişiyor olabilir. Belki de gelişimin belli aşamalarında bu solar semfoniden birtakım manyetik melıdiler alıyor olabilirz ve bunlar dayaşamımızın ilk anılarının bir parçası olabilirler. Bu önceden programlanmış manyetik hatıralar daha sonra benzer manyetik melodiler duyulduğunda hatırlanabilir. Bu da yaşamımızdaki birtakım heyecan verici zamanları anlamamıza yardımcı olabilir.

TMA: Kendi rezonanslarımın kozmik enerji alanlarına tekamül etmesi fikri heyecan verici. Güneş sistemimiz de diğer yıldız sistemlerinin manyetik alanlarından etkileniyor olabilir mi?

    Percy Seymour: Kesinlikle doğru. Galaktik manyetik alan üzerinde çalışmalarım gösteriyor ki partiküllerin Güneş’in ötesinde geldiğini göstermektedir. Bunlara galaktik kozmik ışın partikülleri adı verilir ve süper nova patlamaları ile oluşurlar. Galaksimiz dışında bir süper nova patlaması olduğunda kozmik ışın partikülleri tüm Samanyolunu içine alan bir manyetik şişe içine tıkılır. Radyo ve ışık dalgalarını ne şekilde etkilediğine bakarak galaktik alan geometrisini açıklamaya çalışıyorum.

İşin tuhaf yanı şudur ki, bilimde yapılan açıklamalar kesinlik içermez. Buna inananlar sadece kendilerini aldatırlar. Yapmaya çalıştığımız şey, evrenin nasıl birarada durduğunu daha iyi bir şekilde anlayabilmektir. Eleştirmenler teorime saygıyla yaklaşıyor çünkü doğruları ileri sürdüğüm konusunda dogmatik davranmıyorum. “Gerçek budur” demiyorum. Gauquelin’in çalışmasının belli başlı özelliklerini açıklamak için temel prensipleri belirlemeye çalışırken, gezegen çekimleri ile Güneş’in değişen manyetik alanı arasında rezonans prensiplerini bulduk. Astrolojiyi destekleyecek bir teorinin ayrıntıları üzerinde halen çalışıyoruz. Aynı zamanda, bilim öğrencilerin bir taraftan da bilim felsefesi dersi almalarının önemi ve gereği üzerine de dikkat çekmeye çalışıyorum.

TMA: Geleceğin bilimadamlarına açık görüşlülük yolu açmanız oldukça heyecan verici. Öğrencinizin güneş döngüsündeki gezegen etkisi hakimiyeti konusundaki tezini dört gözle bekliyoruz. Çok teşekkür ederiz Dr. Seymour.

    Percy Seymour: Rica ederim. Sizinle konuşmak bir zevkti. 

Sözlük:

Manyetosfer– Güneş rüzgarlarının etkisiyle gezegenlerin manyetik alanlarındaki etkileşim ile Dünya etrafında oluşan manyetik boşluk. Dünya’nın manyetosferi, bu gezegenin 20 ila 30 kat daha büyüktür ve multi-frekans tabakalardan oluşur ki bu tabakalardan bazıları kısadalga ve uydu iletişimini mümkün kılar. Yüksek güneş lekesi aktivitesi Dünya manyetosferinin genişlemesine neden olur. (Şekil 4)

Dalga güçleri/dalga kuvveti– Güneş, Ay ve diğer gezegenlerin birbirine uyguladıkları yerçekimleri. Örneğin Ay Dünya üzerinde okyanuslarda gel-git dalgalarına neden olur. Diğer gezegenler de benzer biçimde birbirlerine bir çekim gücü uygularlar. Seymour’ın teorisine göre; güneş sisteminin ortak merkezine doğru çekilen dış gezegenlerin dalga kuvvetleri Güneş’in manyetik alanının değişmesine neden olur.

Jeomanyetik endeks – Dünya’nın manyetik alanında değişimlerin ölçümü için kllanılan genel bir terim. Bu amaçla birçok farklı gösetergeden yararlanılır. Örneğin A-endeksi güneş partikülllerindeki radyasyonu manyetik etkileri ile ölçümlemektedir. Gauquelin’in Kozmik Saatler kitabında da belirttiği gibi “ ... eğer bir çocuk manyetik anlamda sorunlu bir günde doğarsa, diğer günlerde doğanlara oranla daha fazla kalıtımsal benzerlik taşır. Bu da Ay ve diğer gezegenlerin yaşamımızı etkilediğinin bir göstergesidir.”

Lunar daily magnetic variation – Dünya üzerinde iyonize plazma bölgelerinde Ay’ın çekimi yer seviyesinde atmosfer basıncında değişime yol açar. Gezegen yüzeyindeki enleme, yer kütlesinin geometrisine ve demir cevheri artıklarının eksikliği ya da varlığına göre ayın günlük manyetik değişiklikleri farklılık gösterir. Seymour, sağlamlaştırılmış çelik ile yapılan binaların bile alanın lokal geometrisini etkileyebileceğini ve böylelikle fetus tarafından alınan manyetik sinyallerin bozulmaya uğrayacağını da ileri sürmektedir.

Plazma – Elektrik yüklü partiküllerden oluşan fazlasıyla iyonize olmuş gaz bulutu. Dünya iyonosferi farklı yoğunluk ve frekansta çeşitli tabakalardan oluşur. Bu tabakalar, radyasyon nedeniyle atmosferin üstlerinde yer alır ve elektriği ileten bir ortam yaratır. Dünya’nın iyonosferini etkileyen dört ana etken vardır. Dünyanın kendi ekseninde dönüşü nedeniyle oluşan günlük değişiklikler. Dünya’nın Güneş etrafında dönmesi nedeniyle oluşan mevsimsel değişiklikler. Enleme bağlı coğrafik değişiklikler; örneğin Güneş’in ekvator bölgelerinde daha fazla yoğunluk gözlemlenir. Onbir yıl süren güneş lekesi döngüsünde görülen dönemsel değişiklikler. Bu sonuncusu, kısa dalga radyo iletişimi bölgeleri olan plazma bölgelerinde yoğunluğu etkileyen en önemli etkidir. Bu, Güneş’in manyetik alanından Dünya’nın manyetosferine elektrik yüklü partikülleri taşıyan güneş fırtınaları yoluyla oluşur.

Manyeto dalga rezonansı – Gezegenlerin çekim etkileri ile bağlantılı olarak rezonans fenomenini tanımlayan Seymour’ın yeni terimi. Bir opera sanatçısının kendi sesinin frekansını camın doğal frekansına ayarlayarak bir şarap kadehini kırması rezonansa bir örnek olarak verilebilir. Rezonansa daha dramatik bir örnek de yıllar önce şiddetli rüzgarların yarattığı rezonans nedeniyle Tacoma narrows köprsünün çöküşüdür.

Seymour  teorisinde manyeto dalga rezonansını Güneş yüzeyi altındaki aktiviteleri etkileyen gezegen çekimlerine ve Dünya’nın manyetosferini etkileyen gezegenlere bağlar.

Güneş döngüsü – Güneş aktivitelerinin dönem dönem değişiklik göstermesi güneş lekelerinin adedi ile ve yaklaşık onbir yıl olarak ölçülür. Yeni oluşan lekeler güneş ekvatorunun güney ve kuzeyinde 30 ila 40 derecelerinde göründüğünde yeni bir döngü başlar. Güneş’in ekvator bölgesinde bu fazda lekeler yer almaz. Güneş döngüsü devam ederken güneş lekelerinin adedi büyüklükleri artar ve Güneş ekvatoruna doğru yaklaşırlar. Diğer bir deyişle, yeni oluşan güneş lekeleri Güneş’in kutuplarından kaçarak ekvator etrafında kümelenirler. Güneş lekelerinin üst enlemlerden alta hareketi kelebek diyagramı oluşturur. (şekil 10) Döngü sona yaklaştığında üst enlemlerdeki yaşlı güneş lekeleri kaybolmaya başlar.

Güneş lekelerinin güçlü manyetik alanlar ile ilgili olduğu söylenmelidir. Güneş lekelerinin manyetik alanları ve yayılma hareketleri güneş aktivitelerinin diğer olayları ile de ilişkili görülür. Örneğin, her yeni güneş lekesi döngüsünün başlangıcında Güneş’in kuzey ve güney manyetik kutuplarının kutupsallığının değiştiği gökbilimciler tarafıdan keşfedilmiştir. Güneş’in manyetik alanının değişimine Güneş’in manyetik döngüsü ad verilir ve bu dönem güneş/güneş lekesi döngüsü süresinin iki katı yani 22 yıl sürer.

Girdap akımları – Sıcak gazlarda ısı/enerji transferini sağlayan ısı ileten akımlar. Güneş’in içlerinde ısınan gazlar genişleyerek yükselir. Güneş’in yüzey bölgelerine yükseldiklerinde soğur ve düşerler. Bu gazların çalkalanma hareketleri sayesinde Güneş’in manyetik alanı oluşur. Gazların hareketini manyetik güç hatları takip eder ve bu da Seymour’ın “alanın örgülenmesi” dediği duruma neden olur.

Gezegenaltı noktası – Bir gezegenin merkezinden Güneş2in merkezine doğru bir çizgi çizin. Bu çizginin Güneş yüzeyi ile kesiştiği yer bu gezegenin gezegenaltı noktasıdır. Güneş döndüğü için, gezegenaltı noktası da Güneş yüzeyi üzerinde yer değiştirir ve Güneş üzerinde bu gezegenin çekim gücünü hissettirir.

Alfven speed – Serbest dalganın bir kanal etrafındaki doğal yayılımının hızı. Manyetize bir plazmada meydana gelen bir dalga hareketi.

Işık tayfı hattı – tanımlanmış bir frekansın grafik ifadesi. Atomlar, farklı frekanslarda bir dizi ışık dalgası oluştururlar. Bu frekanslar spektrum üzerinde belli hatlama tekabül eder.

Zeeman etkisi – Güneş’te ve diğer yıldızlardaki manyetik alan gücünü belirlemek için kullanılan bir ölçüm. Tüm atomlar, kimyasal elemanlarının renks özelliklerini dışa vururlar. Zeeman,bir manyetik alanda bulunan atomların yaydığı renklerin nasıl değiştiğini göstermiştir. Gökbilimci George Hale de güneş lekelerindeki manyetik alan gücünü ölçümlemek için ilk lez Zeeman metodunu kullanmıştır.