Dört Element, Üç Gunalar ve Döngüler

07.04.2014 Bu sayfa 5584 kişi tarafından ziyaret edildi.

DÖRT ELEMENT, ÜÇ GUNALAR VE DÖNGÜLER

ELEMENTLER

Element kelimesi Grekçe “Elementa” kelimesinden türemiştir ve -bir merdivenin ilk basamaklarına tırmanmak- anlamına gelir. Basit anlamda baktığımızda dört element, maddenin dört temel fazını, yani katı (Toprak), sıvı (Su), gaz (Hava) ve plazma (Ateş) halini anlatmaktadır.

Ezoterik açıdan ise elementleri tanımak bir okült eğitimin ilk sırlarını, ilk basamaklarını oluşturur. Çünkü daha derine inildiğinde bu dört elementin, varoluşun dört temel ÖZ’ünün bilgisini anlatan çok daha kapsamlı bir sembolizme sahip olduğu görülmektedir. Tüm okült bilimlerin temelini oluşturan bu bilgi, beşinci element olan Ether ( akaşa, evrensel bilinç, levh-i mahfuz)  elementinin de dahil edilmesiyle birlikte, varolan her şeyin temel dinamiklerini açıklamaktadır.

Maharaj Charan Singh, fiziksel gözlerimizle gördüğümüz her şeyin, bu beş elementin bir veya birkaçının farklı oranlardaki bileşiminden oluştuğunu, insan bedeninde ise beş elementin tamamının aktif olarak bulunduğunu söylemektedir. Beşinci element olan ether daha seyyaldir, algılanması daha zordur ve burada konumuz dışında kalacaktır.

Dört elementin oldukça kapsamlı anlatımları vardır, özellikle Uzakdoğu felsefeleri dört elementi farklı metodlarla ve insan aklının sınırları kapsamında açıklamaya çalışmaktadır. Elementler, fiziksel dünyadaki varoluş halleriyle değil, simgeledikleri öz niteliklerle anlaşılabilir. Yani ateş elementini anlayabilmek için idrak etmemiz gereken, bir alev ve tutuşma hali değil, ateşin yakarak nesneleri bir formdan diğerine, mesela kömürü kül haline dönüştürme özelliği gibi nitelikleri olmalıdır.

Elementler, dört ana unsur olan sıcaklık, soğukluk, kuruluk ve nemlilik unsurlarından ikisini içerir.

Varoluşun temel dinamiğini anlatan ÜÇ GUNA’yı anlatmadan önce, astrolojiyle bağlantılı olarak elementlerden, ilgili anahtar kelimelerle kısaca bahsedersek;

ATEŞ:Sıcak-kuru doğadadır.

Anahtar kelimeleri: dönüşüm, yayılma, genişleme, yaratıcılık, eylem, arınma, aydınlanma, şuur, ilahi ilham ve cevher, yakıcılık, azap…

Ateş elementinin yüksek unsurunu Güneş, düşük unsurunu Mars simgeler. Hint tantrik sisteminde Ateş elementi, RAJAS gunasının temsil ettiği aktif ve pozitif doğa unsurunu içerir. Taoizm’de YANG yani ERİL enerji prensibe karşılık gelir.

Burçları Koç, Aslan ve Yay’dır.

         SU: Soğuk-nemli doğadadır.

Anahtar kelimeleri: Bilgelik, ilim, irade, yansıma, gizlilik, şuur altı, çözülme, uyum sağlama, akışkanlık, nüfuz etme, değişkenlik, arındırma, sezgi, hissediş, anlayış, karanlık, gizem, subjektivite, eterik alem, içgüdü, empati, …     

Su elementi Ay ve Venüs ile temsil edilir. Hint tantrik sisteminde Su elementi, TAMAS gunasının temsil ettiği pasif ve negatif doğa unsurunu içerir. Taoizm’de YİN yani DİŞİL enerji prensibe karşılık gelir.

Burçları: Yengeç, Akrep, Balık

         HAVA: Sıcak-nemli doğadadır.

Anahtar kelimeleri: Muhakeme, bilgi, teori, zihin, düşünce, rasyonellik, iletişim… Hava elementi, varolan her şeyin arasındaki boşluktur; bu boşluk her şeyin arasında ısı, ışık, ses, düşünce vs. transfer eden, taşıyandır, o yüzden hava elementi özellikle iletişim ile tanımlanır.

Hava elementinin, sıcak doğasından dolayı Ateş elementi ile nemli doğasından dolayı ise Su elementinin bileşiminden oluştuğu da düşünülmektedir. Bu sebeple, gezegeni Merkür hermafrodittir ve “ulak” (haber taşıyan) olarak bilinir. Yani, Ateş elementi ile Su elementi arasındaki geçişi ve bağı sağlar.

Hint tantrik sisteminde Hava elementi, RAJAS gunası ile TAMAS gunası arasındaki denge konumu olan SATVA gunasına denk gelir. Yani nötr bir konumda gibi görünür ancak gücü, içerdiği eylemsel ve etki yaratan özellikleri sebebiyle eril yani erkeksi olduğu için RAJAS doğasına daha yakındır.

Burçları: Terazi, Kova, İkizler

         TOPRAK: Soğuk-kuru doğadadır.

Anahtar kelimeleri: Dayanıklılık, azim, emek, sabır, disiplin, katılık, istikrar, stabilite, somutluk, düzen, sabitlik, ağırlık, kısıtlama, pratiklik, kararlılık, materyalizm, sonuç odaklılık, kuralcılık, verim…

Toprak elementinin, ateş, hava ve su elementlerinin bileşiminden oluştuğu düşünülür, yani kendinden önceki üç elementin unsurları, toprak elementinde görünür olur ve somutlaşır. O yüzden, gezegeni Satürn’ün özellikleri anlatılırken somutlaştıran, inşa eden tanımlamaları da eklenir.

Toprak elementi, üç gunanın varlığından doğan sonuçtur, o yüzden bir guna ile temsil edilmez, ancak etki alan yani tepkisel, edilgen özellikleri yüzünden gücü dişil olduğu için TAMAS gunasına yakındır.

Burçları: Oğlak, Boğa, Başak

Tüm bu anlatımları somut bir örnekte toplarsak, üzerinde oturulabilecek bir nesne ile ilgili bir fikir üretmek ve bunu zihinsel olarak tasarlamak Ateş elementinin, bu nesnenin dokusu, rengi, büyüklüğü gibi özelliklerini bir hissediş ve ilham yoluyla duyumsamak ve bu nesneyi oluşturmaya niyet etmek Su elementinin konusu, bu nesnenin hangi özelliklere sahip olması gerektiğini düşünüp bilgi toplamak ve plan yapmak Hava elementinin konusu, bu nesneyi üreterek somutlaştırmak da Toprak elementinin konusudur.

Elementlerin birbirleriyle nasıl çalıştıklarını, ilişkilerini anlamak için ÜÇ GUNALAR’dan bahsetmek gerekir.

Üç Gunalar, Kutsal Göksel arketipin (SAF CEVHER), Yersel yani dünyaya yansımış hali olan SAF MADDEYİ ve üçlü görünümü açıklayan bir modeldir. Bütün evrenin gunaların farklı oranlardaki bileşimlerinden oluştuğu düşünülür. Gunaları kutuplar olarak ifade etmek gerekirse, bir uçta  karanlık, pasif yani DİŞİL olan TAMAS kutbu vardır. Karşıt ucunda ise parlak, aktif yani ERİL olan RAJAS kutbu vardır. Ancak ikisi de aşırı uç durumunda dengeden uzaktır. Dualite prensibi gereği oluşan bu iki zıt kutbun dengeye geldikleri SATVA noktasında ise evrim, yani tekamül başlar. Üç Gunalar, Yaratım sayısı olan ÜÇ sayısının açılımıdır ve yaratım geometrik olarak ÜÇGEN ile temsil edilir. Bir başka deyişle, yaratılmış olan tüm mevcudiyet, Göksel arketipinden dünyaya inerken, kendini bu üçlü görünümde yansıtır. Basit anlatımla Üç Gunalar’ı, dualite yani zıtlık dediğimiz iki uç nokta ve iki zıtlığın dengeye geldiği bir orta nokta olarak düşünebiliriz.

 

Gunaların bizdeki çalışma sistemine bakarsak, aynı bir sarkacın iki uca salınması gibi, yönetken olan, agresyon ve aşırı eylem içeren eğilimlerimizle (RAJAS), edilgen ve aşırı hareketsiz eğilimlerimiz (TAMAS) arasında gidip geliriz. Farkındalığımız düşük ise, bu sarkaç hareketinin en uç noktalarına giderken denge noktasına kısa süreli temaslar yapar ve tekamülün küçük hissedişlerini yaşarız. Farkındalığımız yüksek ise, aşırı uçtaki eğilimlerimizi bilinçli olarak törpülemeye çalışır ve denge noktasına temas süremizi arttırarak tekamülümüzü hızlandırma gayretinde oluruz.

Bu noktada, Üç Gunaların elementler ile bağlantısından bahsedersek, her bir element de Göksel halinden fizik dünyaya yansırken, bu üçlü prensibe tabi olur. Herbir element, temel prensiplerde ortak özellikler taşımasına rağmen münferit özelliklerde farklılaşan üç ayrı burcu temsil etmektedir. Astrolojide bu durum NİTELİKLER kavramıyla açıklanır, üç temel Nitelik şöyledir: ÖNCÜ, SABİT, DEĞİŞKEN.

Buradan şunu anlayabiliriz, her bir Element Göksel arketipinde BİR’dir, yani VAHDET halindedir ve yukarıda saydığımız temel anahtar kelimelerle anlatılan tüm özellikleri bünyesinde içerir. Ancak Element fizik dünyaya yansırken üç temel niteliği oluşturacak şekilde ayrışarak yansır. Elementin Niteliklere ayrışmak yoluyla kendini yansıtması, fizik dünyanın oluşumuna etki eden İLK DUALİTE’dir.

Bu İLK DUALİTE’yi, her bir element için tanımlarsak:

Ateş elementiiçerdiği aşırı Eril enerjiyi doğru biçimde kanalize edebilmek için kontrole ve stabiliteye ihtiyaç duyar. 

ÖNCÜ nitelikteki Koç burcu, ateş elementinin RAJAS konumunu anlatır, yakıcıdır, savaşçıdır, bu yüzden yönetici gezegeni savaş gezegeni olarak anılan MARS’tır. Düşünmeden yapılan anlık eylemleri ve başlangıçları anlatan Koç burcu, eylemlerinin devamını getirmekte veya sonuçlarını düşünerek hareket etmekte zorlanır.

DEĞİŞKEN nitelikteki YAY BURCU, ateş elementinin TAMAS konumunu anlatır, dağılan, rahatına düşkün bir yapıdadır, bu yüzden yönetici gezegeni, yayılma ve genişleme prensibini anlatan JÜPİTER’dir.

SABİT nitelikteki ASLAN BURCU, ateş elementinin SATVA konumunu anlatır ki,  astrolojide en önemli görülen IŞIKLAR dediğimiz iki ışıktan biri olan ve bilinçli yönümüzü, özü temsil eden GÜNEŞ yönetimindedir. Kararlı ve düşünülerek atılan adımları, sürekliliği, yönetkenliği anlatır.

Su elementi, ateş elementinin tersine edilgendir, etki yaratan değil, gelen etkiye tepki verendir. Etkilere göre değişen duygusal tepkilerimizi düşündüğümüzde, Su elementinin değişken doğasını anlayabiliriz, bu yüzden Su elementi de stabiliteye ihtiyaç duyar.

ÖNCÜ nitelikteki YENGEÇ burcu, su elementinin RAJAS konumunu anlatır, suyun en hızlı tepki veren konumudur ve bu tepkileri, su elementinin özellikleri gereği duygusaldır. Yönetici gezegeni AY, bilinçaltımızı ve kontrolsüz verdiğimiz içgüdüsel, refleks nitelikli tepkilerimizi anlatır.

DEĞİŞKEN nitelikteki BALIK BURCU, su elementinin TAMAS konumunu anlatır, yayılma ve genişleme prensibini anlatan JÜPİTER yönetimindeki Balık burcunda, bu sefer dağılma ve atalet, duygusal ve sezgisel planda yaşanır.

SABİT nitelikteki AKREP BURCU, su elementinin SATVA konumudur. Suyun katı hali de değimiz akrep burcu, diğer su elenti burçlarından bu yüzden oldukça farklıdır, ketumdur, genellikle tepkilerini dışa vurmaz, suyun aşırı pasif ve edilgen yönü bu burçta oldukça azdır, yönetir, kontrol eder, manipüle eder, çünkü artık yöneticisi MARS gezegenidir ve ortaya suyun derinden işleyen sezgisel özelliklerini de kullanan bir savaşçı çıkmıştır.

Hava elementi de, stabil olmayan değişken yapıdadır, elementlerin fiziksel özellikleri yönünden düşünürsek, elementler içinde en az görünür olandır, bu yönüyle en fazla stabilite ihtiyacı bu elementtedir. Zihnimizin sürekli düşünen, mukayese eden, bir düşünceden diğerine hızlıca geçiveren yapısını düşündüğümüzde bu durumu daha kolay anlayabiliriz. Ateş ve su elementinin birleşiminden oluşmasını dikkate alırsak, bu fazlasıyla değişken doğasını daha kolay anlarız, çünkü hava elementi, eylemlerimiz (ateş) ile duygularımız (su) arasındaki geçişleri zihnimiz yoluyla hızlıca sağlayarak bizim etken veya edilgen konuma geçmemizi sağlar.

ÖNCÜ nitelikteki Terazi burcu, hava elementinin TAMAS konumunu anlatır, Öncü niteliğine rağmen Terazi burcu, ilişkileri yoluyla aynada kendi yansımasını görmeye ve kendini tanımlamaya çalışır. Hava gurubunun dişil yani pasif yönünü temsil eden Terazi burcunun elementsel bileşiminde su elementi daha fazladır, o yüzden yönetici gezegeni, dişil bir gezegen olan VENÜS’tür. Bu yüzden Ateş elementi gezegenleri olan Güneş ve Mars bu burçta rahat değildirler.

DEĞİŞKEN nitelikteki İKİZLER BURCU, hava elementinin RAJAS konumunu anlatır, stabilitenin en az görüldüğü burçtur, çünkü yönetici gezegeni, hava elementi gezegeni olan MERKÜR’dür ve zihnin en hızlı akan en değişken halini anlatır. Odaklanmakta, hedef koymakta ve süreklilik sağlamakta zorluklar vardır.

SABİT nitelikteki KOVA BURCU, hava elementinin SATVA konumunu anlatır. Hava elementi Kova burcunda stabilite kazanır ve ürününü BİLGİ olarak verir. Hava elementi Kova burcunda SATÜRN yönetimindedir ve zihin daha sabit ve kalıcı fikirler üzerinde faaliyettedir.

Toprak elementien somut ve sabit yapıyı temsil ettiği için, sabitliğinden kurtulması ve esnemeyi öğrenmesi, hareket kazanması gerekir.

SABİT nitelikteki BOĞA BURCU, toprak elementinin TAMAS konumunu anlatır, toprağın en sert halidir, sabitlik çok yüksektir olduğu için uyum sağlama ve değişime adapte olma zorluğu da yüksektir. Sürekli mevcur konumu korumaya ve güvende hissetmeye çalışır. Yöneticisi VENÜS kişiyi dünyevi keyiflere ve somut maddi beklentilere yönlendirir, materyale düşkünlük yüksektir.

DEĞİŞKEN nitelikteki BAŞAK BURCU, toprak elementinin RAJAS konumunu anlatır. Bu burçta, Toprağın bünyesindeki hava çok fazladır, yani kum gibidir ve rüzgara dayanamayan kum taneleri gibi kolaylıkla savrulur. Başak burcunda da somutluk ihtiyacı ve güvenlik arayışı vardır. Ancak bu arayış, yöneticisi MERKÜR sebebiyle zihinsel odaklıdır. Bu yüzden başak burcu bu zihinsel enerjiyi mükemmellik arayışına, sürekli güvenlik kontrolü yapmaya, eleştirmeye ve yargılamaya sarfeder.

ÖNCÜ nitelikteki OĞLAK burcu, toprak elementinin SATVA konumun anlatır, Boğa burcunda hareketsizlik, Başak burcunda ise aşırı kaygı haliyle hareket olarak kendini gösteren dualite, Oğlak burcunda yerinde ve zamanında, planlayarak hareket eden, stratejist, gerektiğinde liderlik yapan bir duruma gelerek dengeye ulaşır. Yönetici gezegeni SATÜRN, oğlak burcuna sorumluluk, dayanıklılık, gerekeni yapma bilinci ve zorunluluğu verirken, bir ateş elementi gezegeni olan Mars’ın bu burçta yücelmesi, ateş enerjisinin bu burçta ne denli dengeli ve kontrollü kullanılabildiğini anlatır.

Buraya kadar bahsedilen ÜÇ GUNALAR, her bir elementin kendi içindeki kutuplaşmasını anlatmaktadır, o yüzden İlk Dualite olarak tanımlanmıştır. Ancak fizik dünyamızdaki dualite ve denge unsurları, Elementlerin birbirleriyle aralarında oluşan kutuplaşmayı da içermektedir ki; bu kutuplaşma İkinci Dualite ‘nin konusudur.

Buradan şu sonuca ulaşabiliriz, üzerinde yaşadığımız fizik dünya da dahil olmak üzere yaratılmış tüm somutluk, iç içe geçmiş iki dualitenin prensipleriyle çalışmaktadır. Ezoterik öğretilerde dualiteyi temsil eden sayı İKİ’dir ve bu sayı geometrik olarak iki nokta arasındaki DOĞRU ile temsil edilir, en uçtaki noktalar dual uçları anlatır. Dünyayı da içine alan Maddi alemi temsil eden sayı ise DÖRT’dür, Geometrik olarak KARE ile ifade edilir ve 2 x 2 yani iki kez dualiteyi anlatır. Kare sertlik ve dayanıklılığı, esnemeyen yapıyı anlatır ve toprak elementinin ifade ettiği somutlukla, Kare şeklinin ifade ettiği bu anlatım net olarak örtüşmektedir. Dünya, iki katmanda gerçekleşen dualite yoluyla somutlaşmaktadır. Astrolojide kullanılan dünya sembolünde, bir DAİRE içindeki ARTI işareti de, kendini tekrar yoluyla sürekli sirküle eden (daire) ikili dualiteye (artı) işaret etmektedir.

Dört elementi, dualite prensiplerine göre dört ayrı uçta barındıran Dünya gezegeninin Astrolojik sembolü

 

İKİNCİ DUALİTE

Elementlerin kendi içindeki bu üç unsurunun etkileşimi, elementlerin birbirleriyle olan ilişkilerinde de vardır. Yani, ateş ile su elementi ve hava ile toprak elementi de zıt prensipleri temsil ederler. Bu modele göre, ateşle suyun denge haline gelebilmesi için hava elementi rol oynar, yukarıda bahsettiğimiz üzere, ateş ve suyun bileşiminden oluşan hava elementi, ateş elementinin temsil ettiği aşırı hareketin ve su elementinin temsil ettiği edilgenliğin dengelenmesiyle oluşur. Ezoterik eğitimlerde, eylemlerimiz ile iç dünyamızın terbiye edilmesine çalışılması bu sebeptendir, çünkü bu denge EVRENSEL BİLGİ’nin anahtarıdır.

Elementler arasındaki dualite, iki zıt elementin aynı niteliğe sahip burçları arasında oluşur. Elementlerin her birinin kendi içindeki dualitesi (Birinci dualite) ile birbirleri arasındaki niteliksel dualite (İkinci dualite), bugün duyularımızla somut olarak algıladığımız varoluş düzeyimizi yani dünyayı yaratır ve bize bu eşsiz deneyim ortamını sağlar.

 

 

Şekilde, elementlerin altında Öncü, Sabit ve Değişken nitelik sırasına göre sıralanan burçlara baktığımızda, birbirleriyle konumlarını görebiliriz.

Yukarıdaki şekilde KARŞIT açı dediğimiz 180 derecelik açıyı ve KARE açı dediğimiz 90 derecelik açıyı da kolaylıkla görebiliyoruz.

Yukarıdaki anlatımlara göre KARŞIT açıyı anlamaya çalışırsak, zıtlığın bir olma ve dengelenme yoluyla tamamlanma çabasını anlayabiliriz. Aynı nitelikteki birbirine zıt elementler, aslında birbirlerine ihtiyaç içindedir, Ateş yanabilmek için Havaya, Hava ısınabilmek için Ateşe ihtiyaç duyar, Su form bulabilmek için Toprağa, Toprak kuru doğasını nemlendirip, toz halinde dağılmamak ve verimli olabilmek için Suya ihtiyaç duyar. Biri diğerine baskın olur ise yapıları bozulur, o yüzden zıtlıklarına rağmen bir arada uyumlu olmayı ve dengeyi bulmayı öğrenmek zorundadırlar. Karşıt açının SATÜRN doğasında olmasının nedeni de budur, iki zıtlığın bir arada ve dengeli olmaya çalışmasını anlatan tam bir zorlanma açısıdır, tanımlanamayan bir içsel gerilim verir, iki ucu da yaşatır ve bu yolla dengeyi öğretir. Satürnün somut dünyadaki “en büyük öğretmen” diye tanımlanmasının altındaki anlam böylelikle açığa çıkar.

KARE açı ise MARS doğasındadır, mücadele vardır, bu mücadelenin sebebi, var oluşun tehtit edildiği hissinden kaynaklanır. Çünkü elementlerin temsil ettikleri özellikler sürtüşme yaratır. Ateş ile Toprak kare konumundadır çünkü ateş toprağı yakarak verimliliğini tehtit eder, dönüşümü temsil eden ateş, dönüşmeye direnen ve stabil kalmak isteyen toprağa meydan okur, toprak ise onu örterek söndürmekle tehtid eder. Ateş Suyu kaynatarak hava karıştırıp yok etmekle, Su ise ateşi söndürmekle tehtid eder. Su, Havayı soğutup yoğuşturmakla tehtid eder, doygun hale gelmiş bir hava ağırdır ve hızı azalır. Hava ise Suyun içine çekilmiş, takılıp kalan yapısını, edilgenliğini bozarak önüne katmak ister. Hava fazla nüfuz ederse Toprak havalanır ve uçuşur, sabitliği bozulur, Toprak ise Havanın önüne set çekerek akışını engeller. Böylelikle ararlarındaki varolma savaşı sürer gider.

Doğum haritamızdaki elementlerde yerleşen gezegenler, o elementleri daha aktif hale getirir. Ve gezegenlerin aralarındaki açıların niteliği ise, bu aktivasyonun hangi doğada olacağını gösterir, uyumlu, gerilimli vs..

Ancak doğum haritamızdaki bu aktivasyon, zamana tabidir. Transitler bu aktivasyonun en önemli kaynağıdır. Haritalarımızdaki aktivasyonlara eril-dişil dengesi yönünden baktığımızda ise döngüleri görürüz. Eril ve dişil enerjinin en önemli temsilcileri olan Işıklar, yani Güneş ve Ay, bu aktivasyonun en önemli oyuncularıdır.  

DÖNGÜLER

Döngülerin en küçüğü bir günlük zaman dilimi içinde gerçekleşir. Gündüze hakim olan Güneş ile geceye hakim olan Ay, bir gün içinde en güçlü oldukları ve en zayıf oldukları konumlara gelerek eril-dişil aktivasyonunu yönetirler. Gün ortasında Güneş, RAJAS konumundadır ve günün en aktif saatlerini yaşarız, gecenin en karanlık saatlerinde ise Ay TAMAS konumuyla dişil enerjiyi en yüksek noktaya ulaştırır. Her ikisinin de en zayıf olduğu zaman, yani denge noktasına yaklaşıldığı zaman ise gün doğumu ve gün batımı zamanlarıdır ki, bu sebeple bu saatlerde dua, zikir, meditasyon gibi manevi çalışmalar yapılır. Bu saatlerin önemi pek çok inançta vurgulanmaktadır.

Diğer bir döngü, Ayın yaklaşık 28 günlük periyodunda gerçekleşir. Ay periyodunda Ay, balzamik faz dediğimiz fazda en zayıf halindedir, yeni ayın hemen ardından büyümeye başlar, dolunayda en büyük ve güçlü haline ulaşır, ardından yine küçülerek balzamik faza doğru ilerler. Dolunaylar, bu yüzden duygusal olarak en fazla karışıklık yaşadığımız zamanlardır, gücünün en yüksek seviyesine ulaşan AY, Güneşe meydan okumaktadır, yani sarkacın TAMAS gunasında ve en uçtayızdır. Balzamik fazda ise eril enerji ile dişil enerji bir aradadır ve bu yüzden balzamik faz Balık Burcu doğasındadır, tekamülümüz için ihtiyacımız olan denge noktasına çok yakınızdır ve maneviyatın ön planda olduğu bir içe dönüş yaşarız.

Daha büyük döngü ise, günlük döngüyü ve Ay döngüsünü de içine alan bir yıllık Güneş döngüsüdür. Bu döngüde Eril enerjinin gücündeki değişkenlik de dikkate alınır. Çünkü şubat ayındaki kış Güneşi ile Ağustos ayındaki yaz Güneşinin gücü ve etki süresi aynı değildir. Bahar aylarındaki canlı ve enerjik halimizle kış aylarındaki yorgun ve depresif hallerimiz en kolay böyle açıklanabilir.

Dolayısıyla, Güneşin ve Ayın günlük, aylık ve yıllık döngülerdeki konumları, eril ve dişil enerjilerden hangisinin daha aktif olduğu, mevcut enerjinin hangi uca daha yakın olduğu, dengeye geldikleri noktalar, bizlerin hayat yolculuğunda ve tekamül yolunda önemli rol oynar, bazen dengelerimiz bozulur ve zorlanmalarımız artar, bazen de önümüzde yollar açılır ve eğer değerlendirebilirsek farkındalığımızı yükselterek yukarı adımlar atarız.