Hades'e Yolculuk

10.03.2012 Bu sayfa 7176 kişi tarafından ziyaret edildi.

 

Plüton,  zenginlik ve refah anlamına gelen Plutus’tan türemiştir. Anlam olarak, yeraltındaki hazineleri, gizli serveti çağrıştırdığı kadar psişenin (ruhun) zengin dünyasını da içerir. Plütonun astrolojik grafisinde, dairenin (ölümsüz ruh) altında yer alan yarım ay (eski realiteler) ve onun aşağısında yer alan haçı (madde-fizik beden) görürüz. Herşeyin üzerinde olan ruh varlığı, haça (maddeye-fizik bedene) bağlıdır ama eskimiş olan realiteden bir sonrakine geçerek dönüşüm yaşar.

Plüton, bir jenerasyon gezegenidir. Modern astrolojiye göre, Akrep burcunun yönetici gezegeni olarak da kabul edilmektedir. Plüton’u jenerasyon gezegeni olarak ele aldığımızda, değişim ve dönüşüm temalarını büyük kitlesel hareketlerle deneyimlemeyi açıklar. Plüton 2008 yılında Oğlak burcuna girmiştir ve 2024 yılına kadar bu burçta kalacaktır.  Oğlak burcu; iş hayatını, devleti, ekonomiyi, ekonomiyi ayakta tutan sistemleri ve büyük organizasyonları sembolize eder. Plüton Oğlak burcundayken, bu burcun özelliklerini yani ekonomiyi, kapitalist sistemi, politik sistemleri derinden sarsarak yıkacak ve sonrasında yerine, işe yarar olanın, işlerliği olanın ve bütüne yararlı olacak bir düzenin kurulmasını sağlayacak olan olaylar yaşatacaktır. Nitekim, 2008 yılındaki global ekonomik krizle tetiklenen bu süreç, giderek derinleşerek, Uranüs’ün de Koç burcuna geçmesiyle birlikte, çeşitli ülkelerde halkın işlerliğini yitirmiş olan politik ve ekonomik düzene baş kaldırmasıyla beraber devam etmektedir.

Plüton, Yunan mitolojisinde yeraltı tanrısı Hades’e tekabül eder. “Hades” görünmez olan demektir. Hades, insanlara ve tanrılara görünmez olmasını sağlayan bir şapka takmaktadır. Hades yeryüzüne çıktığında, görünmez olduğu için tanınmaz. Bu durum özellikle Plüton transitlerinde, psikolojik olarak, kişiliğin de görünmez olduğuna  ya da Hadesi maskeleyecek bir şeyin olmadığına işaret eder. Hades, nesnelerin ya da imajların arkasına sığınmaz. Tam aksine, kimlik maskesi arkasında yatan şey ile karşılaşmaya zorlar bizi. Maske derinde olanı gizler; ama önemli bir Plüton transitinde derinde yatan şey yavaş yavaş su yüzüne çıkmak için baskı yapar. Dışarıya fazla yansıtmadığımız bağımlılıklarımız, tutkularımız, aşırılıklarımız, toplumsal normlarla uyuşmadığını zannederek şuuraltının derinliklerine bastırdığımız yargılarımız, cinselliğimiz, değerlerimiz, tabularımız hatta yeteneklerimiz bile Hades’in krallığından yeryüzüne çıkıp onları önce kabul etmeye sonra dönüştürmeye zorlar bizi…

Hades’in krallığına yolculuk  kolay bir süreç değildir. Dış olaylarla tetiklenen, derin bir içe yolculuk  sürecidir. Derine gömülü olan geçmişin hayaleti ve gölgesiyle olası bir karşılaşmaya götürecek olan bir yolculuktur...Hades, bizi maskemizi indirmemiz ve en derinlerde yatan dürtülerimizle yüzleşmemiz için zorlamaktadır sanki… Egonuzun zayıfladığını, kimlik duygunuzun belirsizleştiğini, mecazi anlamda ölmeye başladığınızı hissedebilirsiniz. Yeni bir realitenin bilinmezine doğru yapılan bir yolculuk, eski realitenin kalıntılarından, tesirlerinden silkinip kendini yeniden yapılandırma temasını da beraberinde getirir. Eski realitede ölüp, yeni realitede doğmak kaçınılmazdır. Plüton transitleri, gelişimimize hizmet etmeyen,  işe yaramayan, yıpranmış, eskimiş, çürümüş olan düşünce kalıplarının, imajların, duyguların, inançların, yaşam tarzının ve hayat felsefesinin masaya yatırılıp psikanaliz yapılması gereken zamanı işaret eder. Hades; yeraltının, ölüler diyarının ve cehennemin yöneticisidir.  Kişinin kendi yarattığı cehennemiyle karşılaşması, yani psikolojik anlamda kendi gölgesi, kendi şeytanıyla, karmik tortularıyla, egosuyla, bastırmış olduğu duygularıyla ve alt benlikleriyle karşı karşıya gelme sürecini anlatır. Şuuraltının derinliklerinde gömülü olan duygular volkanik bir patlamayla yüzeye çıkabilir. Yüzleşmek ve bu duygulardan özgürleşmek isteği değişim ve dönüşüm için ilk adımlardır. Kayıp ve bastırılmış enerjilerle yüzleşmek, korkunun içine girmek ve onu tekrar yaşamak, yaranın kabuğunu kaldırmak ve sonrasında merhemini sürmek, şifalanma sürecini başlatır. Başa çıkamadığınız duygular, anılar, korkular, fobiler ile yüzleşmek ve onları dönüştürmek için bir terapistten yardım almak için en uygun zamandır.

Hades’in Krallığı

Yunan mitolojisinin sembolizmine göre, Hades’in krallığı bütün ölümlülerin gideceği sisli, karanlık ve kasvetli bir yerdir. Ötealem diye de adlandırılan bu yeri, aşağı ve yukarı alem olarak ikiye ayıran ırmaklar mevcuttur. Fiziksel bedenlerini terk eden ruhlar, en zehirli ve ürkütücü olan Styx ırmağını aşmadan önce, ölmüş olan fiziksel beden gömülüp terkedilmelidir. Ölüm töreni gerçekleşmezse, ruh amaçsızca Styx ırmağının kenarlarında dolaşır ve dünya ile olan bağını tamamıyla koparıp, ırmağın öbür tarafına huzuru bulacağı aleme geçemez.

Hades’in krallığı, Tartarus, Erebus ve Elysium denen 3 bölgeden oluşmaktadır. Tartarus; büyük gühankarların gittiği, ötealemin en kaba ve düşük titreşimli bölgesidir. Öldükten sonra, karşılaşılan ilk kademedir. Burada, kişinin dünya hayatında yaşarken ekmiş ya da yaratmış olduğu, düşünce formları, niyetleri, otomatik imajinasyon faaliyetleri ve enerji formları  adeta gerçekmiş gibi kişinin önüne dikilmektedir. Psikolojik olarak bu durum, kişinin bitmemiş ve tamamlanmamış olan işlerinin, menfi düşüncelerinin insanı adeta gömülmemiş bir gölge gibi avlayacağını, ele geçirebileceğini anlatır. Tartarus bölgesi;  arşetipsel enerjilerin, aileden ve atalardan gelen kolektif imajlar ve düşünce formlarının da yaşadığı yerdir.

Erebus bölgesi ise ölmüş olan ama öldüklerinin farkına varamayan, bir nevi arafta kalmış olan ruhların bulundukları yerdir. Eski alışkanlıklarından, dünyevi kimliklerinden kopamamaktadırlar. Amaçsız bir şekilde, nereye gideceklerini bilemeden dolaşıp dururlar. Plüton transitinde, biz de kendimizi, kayıp, yönümüzü şaşırmış, dayandığımız zemin ayağımızın altından kaymış gibi hissedebiliriz.

Elysium bölgesi; daha şuurlu varlıkların, kutsanmış ve inisiye edilmiş kişilerin bulundukları yerdir. Dünyada iken, bilinçli olarak gölge tarafıyla karşılaşmayı seçmiş, yüzleşmiş , ölüm ve ötealem konularına sembolsüz olarak  daha doğrudan vakıf olmuş kişilerin gittiği yerdir. Tartarus, Erebus gibi ötealemin daha düşük seviyeli bölgelerini çok daha rahat bir şekilde geçebilirler.

Kısacası, Hades’in krallığına ait bu üç bölge, herkesin ektiğini biçeceği ve hak ettiğinin karşılığını alacağı yerlerdir.

Hades’e Yolculuk

Üç kardeş;  Zeus (Jüpiter), Poseidon (Neptün) ve Hades (Plüton) Titanları yendikten sonra, babaları  Cronus (Satürn) tarafından yönetilen dünyayı aralarında paylaşırlar. Zeus, göklerin; Poseidon, denizlerin ve okyanusların ve Hades yeraltının, karanlığın, görünmez  olan ince titreşimli süptil alemin yönetimini alır.

Yunan mitolojisi, Tanrıça Persefone’nun Hades’e yaptığı yolculuğu sembolik olarak şöyle anlatır:

Persephone (Bakire Tanrıça-Genç Kız), Olimpos Tanrısı Zeus ve Hasat Tanrıçası Demeter’in kızıdır. Persephone diğer Tanrılar gibi Olimpos’ta yaşamak yerine, vaktini, filizlenen tohumlara ve çiçeklere bakmak için kırlarda geçirirdi. Yine bir gün, kırlardayken daha önce hiç görmediği Nergis çiçeğinin güzelliği karşısında büyülenmiş halde dururken, yer yarılır ve yer altı Tanrısı Hades atlı arabasıyla belirir ve Persephone’u zorla alıkoyarak yeraltına kaçırır ve onu eşi yapar. Kızının kaçırıldığını öğrenen Toprak/Dünya Ana Demeter, her yerde kızını arar. Olan biten her şeye tanık olan Güneş Tanrısı Helios, bütün olup biteni ve kızı Persefone’nun nihai kaderini Demeter’e anlatır.  Güneşin yanında hiçbir şey gizli kalmaz. Kızının Hades tarafından yeraltına, ölüler diyarına kaçırıldığını öğrenen Demeter  kahrolur.  Duyduğu öfkeden ve üzüntüden dolayı, dünyadaki bütün ekinleri, tohumları kurutur.  Toprakta hiçbir ekin yetişmez ve meyve vermez olur. Dünyada kıtlık ve kuraklık hüküm sürmeye başlar. Bunu gören Zeus, bu duruma bir son vermek ister ama Demeter buna aldırmaz ve kızını görünceye kadar toprak ürün vermez olur. Bunun üzerine Zeus,  haberci tanrı Hermes’i (Merkür), yeraltına Hades’in yanına göndererek, Persefone’nun yeryüzüne çıkmasını ve annesine geri verilmesini iletmesini söyler. Bu durum karşısında, Hades çaresiz bir şekilde karısı Persefonu Hermes’e teslim eder ama bunu yapmadan evvel, Persefone’a  yılın üçte birini yerin altında kendisiyle geçirmesi ve aralarındaki bağın kopmaması için dört tane nar tanesi yedirir. Böylece, Persefone, Hades’ten tamamıyla kurtulamamaktadır. Demeter, kızına kavuştuğunda doğa uyanır, yeniden canlanır, her yer yeşermeye ve çiçeklenmeye başlar. Bu, ilkbaharın başlangıcıdır ve her yerde bolluk ve bereket olur ve arkasından yaz mevsimi gelir. Persefone, kocası Hades’in yanına yerin altına indiği zaman dünyaya kış gelir ve doğanın rengi solar. Bu şekilde mevsimlerin döngüsü sürer gider.

Sembolizmin arkasında anlatılanlara bakarsak, Persefone  genç bir kız olarak yaşadığı çocuksu, saf, olgunlaşmamış  dünyevi realitesinde ölüp, Hades’in eşi olmasıyla birlikte, daha derin bir ruhsal realiteye geçerek, varlığının ruhsal tarafıyla tanışır ve ölüm ve tekrardoğuş temalarını deneyimleyip yeraltından yeryüzüne çıktığında dünyaya ilkbaharı, ışığı, umudu ve hayatı getirerek toprağın tekrardan hayat bulmasına aracı olur ve mevsimsel döngüyü tekrar başlatır. Persefone, çocuksu  karakterini terkedip , bilge bir kadın karakterine dönüşmüştür.  Hades’in kendisine verdiği nar; doğurganlığın, verimliliğin, zenginliğin, bolluk ve bereketin sembolüdür. Narı yemesiyle birlikte, çözülemez bir evlilik bağıyla Hades’e sonsuza kadar bağlanmış olur. Hades’in aracılığıyla başlamış olduğu inisiyasyon hiçbir zaman bitmez.

Astrolojik doğum haritalarında, Plüton’un diğer gezegenlerle yaptığı açılar, gezegenin sembolize ettiği konularda yoğunlaşma, tutku, derinleşme, aşırılaşma ya da obsesifleşme (takıntılı hale gelme) yaratabilir. Ya da tam tersine, bu konuları yadsımayı, şuuraltının derinliklerine bastırmayı, gömmeyi, sır ya da tabu haline getirerek ondan uzaklaşmayı ve hayatın içine almamayı da getirebilir. Hades’in Persephone’u zorla alıkoyması gibi, Plütonik enerjide, güç kullanma, empozisyon ve manipülasyon da vardır.

Plüton Transitleri

Zümrüdüanka kuşu gibi küllerinden yeniden doğmak, rejenerasyon,  ölüm ve tekrardoğuş konuları, Plüton’un dönüştürücü etkilerinin yansımalarıdır. Plüton transitinin o kadar yavaş, ince ve süptil bir  etkisi vardır ki, birçok insan bu transiti almaya başladığı ilk dönemlerde, nasıl bir etki altında kaldıklarının tarifini net bir şekilde yapamayabilir. Durgun sular derin akar benzetmesi, Plüto transitini anlatmak için biçilmiş kaftandır. Önemli bir Plüton transitinde, fiziksel ölüm, ruhsal-duygusal-maddi ölüm, ölüme yakın deneyimler, kayıplar, taciz, paranoya ve depresyon yaşanabilir. Kişinin ruhsal yapısını, bilinçaltını, değişimi , dönüşümü, krizleri anlatan su evlerindeki (4, 8 ve 12. evlerdeki) Plüton transitlerini inceleyelim:

Dördüncü Ev: Haritanın en dip noktası olan 4.evde transit eden Plüton; aile, kökler, atalar, atalardan genetik ve psişik genetik yoluyla aktarılan davranış kalıplarının, rahatsızlıkların, aile sırlarının, çocukluk anılarının, uzun zamandır bastırılmış içeride tutulmuş enerjilerin, duyguların, söylenmemiş sözlerin, korkuların ortaya çıkmasına zemin hazırlayabilir. Ev değişikliği, taşınma, göç, yaşanılan çevrenin değişmesi , ev tadilatı gibi fiziksel değişimler  de getirebilir. Mal, mülk, ev alım-satımı gibi konular gündeme gelebilir. Ama önemli olan, iç evimizin de tanzim edilmesi, iç dünyamıza da bir çeki düzen verilmesi zamanının da gelmiş olduğunu da belirtmek gerekir. Evlilik, ölüm, boşanma, aileye yeni katılımlar yoluyla ev/aile yapısında değişiklikler yaşanabilir. Aile bireyleriyle güç savaşı yaşanabilir. 4. Ev kişinin en özel alanı olduğundan, 4.evde transit eden Plüton, kişiyi kendi içsel değerlerini, kişiliğinin dayandığı temeli , güvenli bağlanma ihtiyacını, aile geçmişini ve tarihini yeniden değerlendirmek, sorgulamak, psikanaliz etmek durumunda bırakabilir. Atalarınızı, soy ağacınızı, geçmişinizi, tarihinizi derin bir şekilde araştırmak isteyebilirsiniz.  

Sekizinci Ev: Hades’e giriş kapısıdır. Plüton transitinin en etkin olarak hissedileceği evlerden biridir. Sekizinci ev, Akrep burcunun yönettiği konular olan, ölüm, kriz, değişim, dönüşüm, metafizik, cinsellik, başkalarına ait olan para ve miras gibi konuları içerir. Dolayısıyla, bu evde Plüton doğasını çok iyi ortaya koyar. Persefone’nun Hades tarafından zorla kaçırılarak, tecavüze uğrayıp, mecazi anlamda ölmesiyle yaşadığı realite değişimi ve dönüşüm temaları en çok bu evle ilişkilidir. Doğum sürecini başlatan şey sekstir. Plüton transiti, cinselliğin gücünü manipülatif bir şekilde kullanıp kullanmadığımız konusunda bizi testten geçirebilir. 8.evde transit eden Plüton’un güçlü, tutkulu, her şeyin derinine inip psikanaliz yapmayı seven doğası; ölümün, korkuların, cinselliğin, finansal ve metafiziksel konuların, değişim ve dönüşüm aracı olarak karşımıza çıkabileceğini anlatır. Eşten, ortaklıktan gelen kazanımların kaynağında değişimler yaşanabilir. Ruhsal, duygusal ve maddi anlamda ölüm deneyimlenebilir. İşe yaramayan inanç kalıplarının, duyguların ve korkuların derinine inilmesi ve tam bir şuuraltı temizliğinin yapılması, tortuların atılması gereken zamanlardır. Hades, Ölüler Diyarının da yöneticisi olduğundan, ölüm ve ölüm ötesi konular, metafizik, spiritüalizm, ruhsal dünya ait konular merakınızı cezbedebilir ve bu konuları araştırabilirsiniz. 8.ev konuları ve Plüton transiti ürkütücü ve sevimsiz gelse bile, kişi eğer iradesini olumlu ve yapıcı bir şekilde kullanırsa, bir yayı ne kadar gererseniz okun o kadar uzağa gitmesi misali, Hades’in cehenneminden çıkışında elde edilecek kazanımlar da bir o kadar derin, bilgeleştirici ve dönüştürücü olacaktır. Aşağı inmeden yukarı çıkalamayacağı gibi, siyahı bulmalıyız ki beyazı elde edelim.

12. ev:  12. Ev, Güneşin şafaktan hemen sonraki halidir. Gün henüz ağarmamıştır. Etraf sisli puslu ve gölgelidir. Buradaki enerjiler henüz olgunlaşmamış, hassas ve etkiye açık bir haldedirler. 12.evi kesen burç ya da burada yer alan gezegenlerin vurguladıkları konular çok görünen, ortaya çıkan ,ete kemiğe bürünen türden değildir. Hatta kişi, 12.evde depolanmış enerjilerini bilinçli olarak ifade etmeyi seçmezse, bu değerler kişinin sırrı haline gelebilir. Kişiliğe entegre olmayan, yabancı ve kayıp bir parça fonksiyonu görebilir. Bize, hayata geçirmediğimiz, kullanmadığımız enerjilerin doğası hakkında bilgi verir ve içe yönelmiş enerjileri gösterir. Plüton’un bu evde transit etmeye başlaması, kişilikte çözülme zamanının geldiğini gösterir. Persona, yeniden doğmaya hazırlanmaktadır ki, Plüton transiti 12. evden, 1.eve doğru yaklaştığında bu etki daha görünür hale gelebilir. 12.evde transit eden Plüton, kişiye inzivaya çekilme ve sosyal etkileşimden uzak kalma durumu getirebilir.  Buna ilaveten, bilinçaltına ittiğimiz, karşılaşmamayı ve yüzleşmemeyi tercih ettiğimiz gölge taraflarımızla karşılaşmalar yaratacak mizansenler hazırlayabilir. Gölge; bizim olmamayı tercih ettiğimiz kişidir. Astroloji, bu evi gizli düşmanlar evi olarak da adlandırmaktadır. Düşmanımız olduğunu sandığımız kişi, bize en çok neyi aynalar? İsviçreli ünlü psikiyatrist Carl Jung’un da dediği gibi, kendi karanlığımızla yüzleşmek, diğer insanların karanlık-gölge taraflarını anlamanın en iyi yoludur. 12.evde transit eden Plütonun dönüştürücü etkilerini, rüya analizi sayesinde, rüyalarımızdaki sembolizmin dilini çözmeye çalışarak, iç dünyamızı anlamaya çalışarak değerlendirebiliriz. Eskinin gitmesine, sınırlarımızın genişlemesine ve egomuzun çözülmesine izin vermemiz bu transitin etkilerini daha rahat atlatmamızı sağlayabilir.

Olmamız gereken şeyi, olduğumuz gibi kalarak olamayız.

Max De Perre

 

Dilek YILMAZ

02.04.2011

İstanbul

 

Yararlanılan Kaynaklar:

1.”Planets in Transit”, Robert Hand, Whitford Press

2.”Horoscope Symbols”, Robert Hand, Whitford Press

3. “Eleusis, Archetypal Image of Mother and Daughter”, Carl Kerenyi, Princeton Press

4.”Semboller Ansiklopedisi”, Alpaslan Salt, Ruh ve Madde
5.” Psychology and Alchemy”, Carl Jung, Routledge Press