İslam Dünyasında Astrolojinin Gelişimi

11.07.2013 Bu sayfa 1918 kişi tarafından ziyaret edildi.

İSLAM DÜNYASINDA ASTROLOJİNİN GELİŞİMİ

Klasik Astroloji üç ayrı döneme ayrılır. Birincisi, horoskop astrolojisinin keşfini takip eden dönemde ortaya çıkan, Yunanca ve Latince yazılan her şeyi kapsayan ve 5. yüzyıla kadar belirgin bir şekilde etkili olan “Helenistik Astroloji” ya da “Antik Yunan Astrolojisi”dir.İkincisi, Yunan Astrolojisi’nin Arap, Acem, Müslüman ve Musevi astrologlar tarafından geliştirilmesine ve bunun Ortaçağ Latinleri tarafından benimsenmesine işaret eden “Ortaçağ Astrolojisi”dir. Üçüncüsü ise, ortaçağ dönemi bilgilerinin reforme edilmeye başlandığı 1500’lerden yaklaşık 1700’lere dek süren “Rönesans Astrolojisi” ya da “Geleneksel Astroloji”dir.

Antik Yunan-Roma kültüründen sonra gelen ve Rönesans’a kadar uzanan yaklaşık bin yıllık bir dönemi kapsayan Ortaçağ Astrolojisi, bu alanın üstadı olarak tanınan astrolog Robert Zoller tarafından teknik olarak gelişmişlik, öğreticilik ve öngörüsel doğruluk oranı açısından en doyum verici olanı şeklinde ifade edilir.

Ortaçağ döneminin öğretilerini şöyle özetleyebiliriz: “Evrendeki her şey Allah’ın isteğiyle olmaktadır; anlamak için inanmak gerekmektedir; Allah’ı bilmek demek insanın kendisini bilmesi ve tanıması demektir. Bu dönemde yetişmiş ve eserler vermiş alimler, astroloji sanatı ile uğraşanların, mütevazı ve haddini bilen kişiler olması gerektiğine inanıyorlardı. İbn-i Ezra “Bilgeliğin başlangıcı, Tanrı’dan korkmaktır” diyerek, astrolojinin haddini bilmek, Yaradan’ın farkında olmak ve ona saygı göstermek olduğunu ortaya koyuyordu. Bu saygı, klasik astrologların eserlerinde, pek çok kez dile getirilmiştir. El Biruni, Ebu Ali el-Hayat, Ebu Ma’şar, Maşa’allah gibi pek çok astrolog yazar, öngörü kurallarını saptarlarken pek çok yerde paragrafların sonlarında, “Fakat her şeyin doğrusunu Allah bilir”, “Allah’ın emrettiği gibi”, “Allah isterse” gibi ifadeler kullanmışlardır.

Araplar

Ortaçağın öngörüye dayalı astrolojisinin büyük kısmı batıya, aralarında Müslüman astrologların da bulunduğu Arap Astrolojisi aracılığıyla gelmiştir. Arap Astrolojisi ile kastedilmek istenen, Arapça yazan yazarlar ve onların Arapça çalışmalarıdır. Bu dönem yazarlarından en önemlileri şunlardır: Ebu Ali el-Hayyat, Ebu Ma’şar, Alcabitius (al-Qabisi), el-Kindi, Ömer et-Tabari, Ali Heben Rodan, Maşa’allah ve Zahel (Abu ‘Utman Sahl ibn Bisr ibn Habib ibn Hayi al-Isra’ili). Bu yazarlar Arapça yazmış olsalar da, hepsi Arap değildiler. Örneğin Maşa’allah Arapça yazmıştır, fakat Musevi’dir. Yine önemli bir yazar olan Ebu Ma’şar İranlıdır. Arap Astrolojisi’nin ve Arap Hermetik Öğretisi’nin yayılması, İslam’ın yayılmasıyla doğrudan bağlantılıdır.

7. ve 14. yüzyıllar arası, batılıların iddia ettikleri gibi bir karanlık ortaçağ değildir. Tam tersine yeryüzünün tanıklık ettiği en parlak uygarlıklarından birisinin doruk noktasına ulaştığı bir dönemdir. Bu her renkten ve her ırktan insanların kurduğu ve yaşattığı İslam Uygarlığı’dır. O dönemlerde evrenin yapısını ve işleyişini öğrenmek, hakikati bilmek için önemli bir araç olarak görülüyordu. Tercümelerle başlayan bilimsel faaliyetler, Müslüman’ların orijinal katkılarıyla 12. yüzyıla kadar faal ve çok üretken bir dönem yaşadı. İslami dünya görüşü ışığında gelişen bilimsel gelenek, aynı şekilde 12. yüzyılda Arapçadan Latinceye tercümelerle İspanya ve İtalya kanalıyla batı Hıristiyanlık dünyasına da ulaştı. 

Müslümanlar bilimi reddetmeyip, tam tersine sahip çıktılar. İslam’ın bakış açısı Hıristiyanlığınkinden farklı olduğu için, bilim, felsefe ve tıp Müslümanların yönetimi altında gelişti. Müslüman alimler, doğası itibariyle astrolojiye ilgi duyuyorlardı. Zira Kuran’ın içerdiği bazı astrolojik referanslar, onları astrolojiyle ilgilenmeye teşvik etmişti. Müslüman astrologlar, bireysel horoskoplar çıkardılar ve dünya astrolojisi öngörüleri yazdılar. Bunlardan en iyi bilinenleri, Maşa’allah ve Ebu Ma’şar tarafından yazılanlardır. Bu yazarların ilgi alanları kozmolojik sembolizm idi. Arapça yazanların en sık bahsettikleri üç kadim otorite; Hermes, Ptolemy ve Dorotheus’tur.

Ortaçağ karanlığı içine gömülmüş olan Avrupa'daki gelişme ve ilerleme hareketlerinin asıl öncüsünün İslamiyet olduğu, bugün pek çok tarihçi ve sosyolog tarafından da dile getirilmektedir. Avrupa, Haçlı Seferleri sırasında çok önemli bir kazanç sağlamıştır. O dönemde Müslüman dünya ile kurulan temaslar, Avrupa'da yeni bir dönemi başlatacak olan ilk gelişmedir. Karanlık, savaş ve kavgalarla dolu, despotizmin hakim olduğu Avrupa, Müslüman dünyasında çok ilerlemiş bir medeniyet ile tanıştı. Müslümanlar tıp, astronomi, matematik gibi alanlarda olduğu kadar, sosyal yaşamda da son derece medeni ve müreffeh bir hayat sürmekteydiler. Tıp, astronomi, matematik gibi alanlarda Avrupa'nın oldukça geri olduğunun bilindiği dönemlerde, Müslümanların engin bir bilgi hazinesine ve gelişmiş imkanlara sahip oldukları bilinmektedir. Bu bilgiler, özellikle 7. yüzyıldan itibaren İslam dünyasına hızla yağmaya başlamıştı. Bilgili yabancılar, Bağdat’a davet edildi. Kitaplar edinmek için diğer ülkelere araştırmacılar gönderildi ve yabancı kitapları Arapça’ya çevirmek için çeviri büroları kuruldu.  Müslüman bilim adamları, Antik Yunan filozoflarının eserlerini tercüme etmekle kalmamış, bu filozofların yanlışlarını da düzeltmişler ve üzerine kendi deneyimleriyle elde ettikleri bilgileri eklemişlerdir.

Hint kaynaklı bazı eserlerin de tercümesiyle, Müslümanlar matematik, astronomi alanlarında gelişimini sürdürmüştür. Hintli astrologlardan alınan astronomik tablolar, bu dönemde yetişmiş Maşa’allah ve Ebu Ma’şar gibi bazı astrologlar tarafından “Dünya Astrolojisi” ile ilgili eserlerinde kullanıldı. “Zij” adı verilen astronomik tabloların ve gözlemevlerinin gelişimi ilerledi, bu da 14. yüzyılda, bin yıldızlık bir astrolojik katalog içeren, Uluğ Bey’in Orta Asya’da bulunan Semerkant’taki gözlemevinin inşasına yol açtı. 

Araplar:

* Antik Yunan’dan miras aldıkları çok sayıda astrolojik noktaya (lot), daha da fazlasını eklediler.

* Doğum astrolojisi için öngörüsel bir teknik olarak Güneş Dönüşü Haritası’nı (Solar Return) Araplar buldular.

* Saat Astrolojisi’ni (Horary Astrology) daha kurallı hale getirerek geliştirdiler.

* Dünya Astrolojisi’ni geliştirdiler. Koç Giriş (Ingress) Haritalarını buldular. Mars, Jüpiter ve Satürn’ün birleşmelerini ve kuyrukluyıldızların görünmelerini değerlendirmek için kullanışlı şemalar oluşturdular.

* Esasen 5. yüzyıl civarında Yunanlı Rhetorius tarafından geliştirilen, sonradan da Alkabitus’a mal edilen ev sistemini kullandılar. Bununla birlikte, Whole Sign (Bir Burç=Bir Ev) sistemini de kullanmayı sürdürdüler.

* Seçim Astrolojisi’ni (Electional Astrology), daha da geliştirerek, kullandılar.

İranlılar (Persler)

İranlılar, Antik Yunan Horoskop Astrolojisi ile, MS 222-237 yılları arasında tanıştılar. Bu dönemde, İran kralı bilimsel çalışmalardan haberdar olmak için diğer ülkelere casuslar göndermişti. M.S. 381’de Dorotheus’un “Pentateuch”un (Kitap III) metninin Arapça’sına bir İran horoskopunun eklendiği bilinmektedir. İranlılar, 3. ve 6. yüzyıllar arasındaki dönemde Hindistan’dan astronomi ve astrolojiyle ilgili kitaplar da almışlardır.

Arap dönemindeki en büyük astrologların çoğu İranlıydı ve öğrettikleri astroloji hem Hint, hem de Yunan Astrolojisi’nden oldukça farklıydı. 8. yüzyılda, astrolojinin batı dünyasında bugün bildiğimiz haline gelmesinde en büyük katkı sağlayanlardan birisi, hiç kuşkusuz Müslüman bir aydın olan İranlı astrolog Ebu Ma’şar’dır (Cafer İbn-i Muhammet). Sarayın astroloğu ve de profesyonel bir astrolog olan Ma’şar yaklaşık elli kitap yazmıştı. Ortaçağ dönemindeki yazarların hepsi İranlı astrolog Ebu Ma’şar’ın MS 9. yüzyılda Bağdat’ta yazdığı ve 12. yüzyılda Avrupalı alimler tarafından Latince’ye çevrilen bir çalışmasından etkilenmiştir. Ebu Ma’şar’a göre gökyüzü ve gezegenler canlıdırlar ve aşağılarında bulunan dünyayı yönetirler. Ebu Ma’şar da gezegenlerin canlılığı ve varoluş ile ilgili teorilerinde Aristo’yu temel almıştır. Ebu Ma’şar, dönüş haritalarına ve astrolojideki diğer zamanlama faktörlerine önem vermekteydi.

Ortaçağ Astrolojisi olarak anılan ve Antik Yunan, Pers ve Hindu astrolojik fikirlerinin bir sentezi olan bu dönemi, üçüncü antik akım astrolojisi olarak da değerlendirebiliriz. Özellikle  775 ile 925 yılları arasındaki yüz elli yıllık dönem, Arap Astrolojisi’nin altın çağı oldu. Ortaçağ Hıristiyan Batısı, astrolojiyi, 12. yüzyılda Avrupa’nın astrolojiyle yeniden tanıştığı esnada, Araplardan almıştır. Arap Astrolojisi’nin yaygınlaştığı 12. yüzyıla kadar devam eden bu dönemde, Arap ya da Müslüman olsun olmasın, Arapça eserler veren Maşa’allah, Ebu Ali el-Hayyat, İbn-i Ezra, El Biruni gibi astrologlar, bugünkü batı astrolojisinin temellerini atmış oldular. Bu dönemin astrologları, açı toleransları, Jüpiter ve Satürn dönüşleri, gezegensel etkileşimler, doğru zaman seçimi ve Saat Astrolojisi, Güneş Dönüşü haritaları üzerine bilgiler verdikleri, birbirinden değerli eserler ortaya koydular. Aslında Arapların vardıkları bu noktada, Dorotheus’tan özellikle bahsetmek gerekir. Dorotheus’un “Pentateuch” adlı eserinden çok yararlanan Araplar, Ptolemy’nin “Tetrabiblos”ta salık verdiği genel göstergelere bel bağlamak yerine, önemli ölçüde tesadüfi göstergelerden (ev yöneticilerinden) istifade ettiler.

Ortaçağ Astrolojisi’nin en önemli isimleri Maşa’allah, Ebu Ali el-Hayat, Ebu Ma’şar, Alkabitus, İbn-i Ezra, El-Biruni, Guido Bonatti, Johannes Schöner ve Michelle de Nostradamus’tur.

Arapça kaynakların Latince’ye çevrilmesi

Arap Astrolojisi, Haçlı Seferleri’nin başladığı dönemde doruğa çıkmıştı. 8. ile 10. yüzyıllar arasında Antik Yunan bilimlerinin Müslümanlara geçmesi, onlara hem astrolojiyi, hem de Aristo’yu vermişti; onlar da bu iki hazineyi iyi korudular ve 12. yüzyılda batıya devrettiler.

MS 1100 civarında Batı, Müslümanlar’ın 8. yüzyılda yaptığı bilimsel ve matematiksel gelişmenin gerekliliğini fark etmeye başladı. Batılı alimler, Müslüman dünyasının bilimsel konularda bu kadar ilerlemesine ve aynı dönemde batının bu konularda geri kalmasına dikkat çektiler ve Arapça metinler Latinceye çevrilmeye başlandı. Bu dönemde Doğu Roma’da astrolojiye olan ilgi arttı. Bunun sonucu olarak Latin Batı’da astrolojiye ilgi yeniden dirilmeye başladı. Bu ilgi, takip eden üç yüzyıl içinde en güçlü seviyeye geldi ve bu durum Rönesans dönemine kadar (M.S. 1500 - 1600) devam etti. 

12. yüzyılda yaşamış ve elliden fazla eser vermiş Musevi astrolog Ibn-Ezra, “The Book of the Fundamentals of the Tables”ta (Tabloların Temelleri Kitabı)eserinde, bugün Placidus Ev Sistemi dediğimiz, kendisinden beşyüz yıl sonra Placidus zamanında ortaya konmuş, ev giriş düzenlemelerini hesaplama yöntemlerini tarif eder.

Guido Bonatti tarafından yazılmış olan “Liber Astronomiae” adlı eser sekizyüz sayfadan uzundur ve 13. yüzyılda üretilmiş en önemli astrolojik çalışmadır. Bonatti tarafından öne sürülen iddia, 9. yüzyıl Arap geleneğinden, özellikle de Ebu Ma’şar ve El-Kindi’den gelmektedir. Bonatti’nin çalışması kapsam olarak ansiklopedik biçimde, Arap Astrolojisi’nin bilinen tüm Latince çevirilerini topladı ve bu özelliğiyle de bu sanatın hayatta kalmasına yarayan birkaç ayrıntılı eserden biri oldu. Bundan ötürü de, ortaçağ astroloji tekniklerini ve teorilerini barındıran bir define sandığıdır. Bonatti, Latince çevirilerini Arapça kaynaklardan yapıyordu ve Arapça kaynaklarının çoğunun Müslüman kaynaklar olmasına rağmen, bunların birçoğunda da güçlü bir Hermetik alt akım, özellikle de El-Kindi, Ebu Ma’şar, Thebit Ben Qurra ve diğerlerinden etkilenme vardı. Bu Hermetik gelenek, ortaçağda batının ezoterik geleneğini oluşturdu. Eser, Latince yazıldığı için geniş çevrelere yayılma şansına da sahip oldu.  

Astrolojinin tarihsel gelişimi konusunda bilgilendirmeye devam edeceğim…

 

Sevgi, ışık ve umutla!

Öner DÖŞER

11 Temmuz 2013, Perşembe

ASTROLOJİ OKULU, Caddebostan

 

Epsilon Yayıncılık tarafından yayımlanan Alimlerin Astrolojisi kitabımdan alıntıdır.